Doğu-Batı aksında kırılma

Doğu-Batı aksında kırılma

Sezin Öney

28 Eylül 2013, 12:02
Siz zamanın önüne geçemezseniz, zaman sizi geride bırakır.

Türkiye için de biraz böyle oluyor.

Zaman değişiyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bu hafta yaşanan “İran Açılımı”, ister istemez bölgeyi dönüştürecek. Tabii, son dönemde kendini, iyiden iyiye Doğu-Batı ayrımcılığı/ zıtlaşmaları ve Doğu/Batı komplekslerine saplayan Türkiye’yi de.

İran’ın, “Doğu kimliği” ile hesaplaşmasına gerek olmayan bir ülke; ancak, bu ülkenin “Batı kimliğini” ortaya çıkarması, daha doğrusu “Batı kimliği ile barışması” sözkonusu olursa?

İran’ın yeni lideri Hasan Ruhani, hem adını muhafazakârlığını ve İran Devrimi’ne bağlılığını vurgulamak için değiştirmiş bir din adamı, Şii bir müctehid. Müctehid olarak, dinî yorum yapma ve bir konuda hüküm verme yetisine ve yetkisine sahip biri. Müctehid, meşhur “ictihâd kapısını” açabilen kilitlerden “cehd” kökünden gelen bu sözcük, çabalamayı, didinmeyi anlatıyor. Zorlukları aşmayı da.

Ruhani, aynı zamanda, bir hukukçu ve yüksek lisans ile doktorasını Britanya’da, İslami hukuk üzerine yapmış. Glasgow Caledonian Üniversitesi’ndeki doktora tezini de, “Şeriat’ın yorum esnekliği ve İran örneği” üzerine yazmış. İngilizce, Arapça ve Farsçası iyi.

Ruhani’nin yaklaşık altı yıl yaşadığı Glasgow, ilginç biçimde, Avrupa’nın göçmenlerin entegrasyonu bakımından örnek yerlerinden gösteriliyor. Caledonian Üniversitesi’nin Rektörü de, Bangledeşli bir Müslüman, ekonomist Muhammed Yunus.

Glasgow’un bulunduğu İskoçya, hükümetin sınırlandırılması, insan doğasına ve insanın gücüne güven, bireysel özgürlükler gibi konuları “İskoç Aydınlanması” ile sahiplenmiş bir yer.

Ruhani’nin konuşmalarında, röportajlarında gelip geçen motiflerden biri, “geçmişe saplanmamak, geleceğe bakmak”; bunu Batı ve Doğu’nun liderlerinin, politikasının ortak özelliği, itici gücü olarak tanımlaması da enteresan.

Ruhani, bir sürecin hem itici gücü hem de sonucu.

İran’ın nükleer gücü ile ilgili uluslararası araştırmalar esnasında oynadığı rol, kendisine “diplomasi şeyhi” lakabını kazandırmış. “Kasımpaşalı Ahmedinejad”dan sonra, yumuşak üslubu, güleç yüzü ile farklı bir portre çiziyor.

Ruhani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun diplomasi yıldızı olarak, New York semalarından kayıp geçerken, CNN International’da da, sık sık Tahran’dan görüntüler yayınlanıyordu. Çarşaflı, başörtülü kadınlar, üzerinde İngilizce yazılar olan t-shirtlü delikanlılar, yaşlı adamlar... Tahran’daki nüfustan elbette ki, biraz da seçmece bir demet, Batı’ya olan ilgilerine dile getirdi, İngilizce olarak Amerika’ya selam yolladı... Ruhani’nin kendisi de, CNN’in Gezi döneminde Türkiye’de hükümet tarafından topa tutulan İran kökenli gazetecisi Christiane Amanpour ile kısmen İngilizce gerçekleşen bir röportaj yaptı.

İran’ın açılımı, artık başladı; tökezlemeler, duraksamalar ve her türlü engele rağmen, artık durmayacaktır.

Soğuk Savaş politikaları da, asıl bu açılımla beraber tarih olacak. Zira, Amerika ve İsrail de dönüşecek. Rusya da...

İran’ın halkının gücüyle başlayan, dünyaya kapalılıktan sıkılmak, bunalmakla kıvılcımlanan bir açılım bu; rejimin sonu değil, ama Doğu’ya kapanmanın sonu.

Öte yandan, bir dönem resmen Doğu-Batı arasında bölünen bir ülke Almanya’da da politik olarak önemli günler yaşanıyor. Hıristiyan Demokratlar’ın “politik dünyada, herkesi en az iki defa görürsün; bir çıkar, bir de inerken” şiarıyla, kimsenin ayağına siyaseten basmamaya gayret eden bir politikacı olarak bilinen Angela Merkel, güçlendi ama “tek kadın” olmasına izin verilmedi. Seçmen Sosyal Demokratlar’a da büyük güç verdi, üçüncü parti olan solun solu Die Linke’ye de.

Türkiye’yi tarihen etkilemiş iki önemli ülkede, Doğu-Batı aksındaki siyasi gelişmeler, Türkiye’yi de ister istemez değiştirecek ve bir arınma dönemine girmesine neden olacak; siyaset sonunda gerçekten değişmek zorunda kalacak. 

Taraf

Yorum Gönder