Diyarbakır'da Mezopotamya Üniversitesi Kuruluyor

07 Ocak 2013 Pazartesi 14:50

Mezopotamya halklarının ana dillerinde eğitim yapabilecekleri bir üniversitenin kurulmasını hedefleyen Mezopotamya Vakfı’nın kuruluş toplantısı gerçekleşti.

Diyarbakır'da Mezopotamya Üniversitesi Kuruluyor
Toplantının açılış konuşmasını yapan Vakfın Mütevelli Başkanı Dr. Selim Ölçer, yaklaşık bir yıl önce vakıf çalışmalarını 15 kişiyle başlattıklarını ve 200’ü aşkın kurucu adaya ulaşmanın kıvanç verici olduğunu söyledi. Ölçer, kendi aralarında yapılan toplantı sonucu bir geçici yürütme kurulu oluşturduklarını ve toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalıştıklarını anlattı. Ölçer, 31 Ocak tarihi itibarıyla vakfın senedi için mahkemeye başvurup onay aldıktan sonra resmi süreci başlatacaklarını söyledi. Altyapı tamamlandıktan sonra YÖK ve Parlamento onayı alınmasının ve 3 yıl içinde üniversiteyi kurmaları gerektiğini belirten Ölçer, “Mezopotamya halklarını tümü en başta Kürtler özgür olmak istiyor. Özgürlüğün bir yolu da kendi kurumlarını oluşturmaktan geçiyor. Bugün Kürtlerin kendi kurumlarını oluşturmak için attıkları birçok adımdan bir tanesinin örneğini burada hep birlikte görüyoruz. Bu sizlerin emeğiyle olacaktır” diye konuştu.  

2011 yılı itibarıyla Diyarbakır’da bölge üniversitesinde okuyan öğrenci sayısı 19 bin civarında olduğunu aktaran Ölçer, şu bilgileri paylaştı:

“Türkiye’deki toplam öğrenci sayısı 3 milyon 620 bin. Ortaöğretimde Türkiye ortalaması yüzde 69 iken bölgemizde yüzde 50 civarında. Türkiye’deki 120 bin öğretim elemanından sadece 1600’ ü bölgedeki üniversitelerde istihdam ediliyor.”

Ölçer, Vakfın temel amacının; Mezopotamya halklarının kendi anadilinde eğitim yapabilecekleri bir düzeni kurmak, toplumda sıkı bağları koruyan, toplumun gelenek, göreneklerini bilen, buna ilişkin eğitim araştırma yapan bir yapı kurmak olduğunu ifade etti.

Türkiye’de 2009 verilerine göre kişi başına düşen gelirin 12 bin 20 lira civarında iken Diyarbakır’da bu rakamın 4 bin 700’lerde olduğunu bildiren Ölçer, Sarmaşık Derneği’nin yaptığı araştırmaya göre Diyarbakır’da şu anda açlık sınırında olan 27 bin ailenin mevcut olduğunu anlattı.

Üniversitelerin işlevinin; toplumsal düzeyde araştırmalar yapmak, toplumun üretimine katkıda bulunmak, meslek sahiplerinin eğitildiği ve bunların sürekli eğitilmesinin sağlandığı, öğretim elemanlarını yetiştirerek, en geniş anlamda hizmet sunmak olduğunu anımsatan Ölçer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“20- 25 yıl sonra Diyarbakır’daki birçok üniversitenin dışında bizim üniversitemiz, kendi doğal kaynaklarımız, güneşimiz, ürünümüz, etimiz, stranlarımız, gowendlerimiz gibi şeyler üzerinde araştırmalar yaparak bu topluma sunacaklar. Bu toplumu tüketici durumdan çıkarıp üretici konuma getirecekler. Eğer önümüzdeki 100 yıl bizim olacaksa bu üniversite öncelikle üretimi hedefleyen bir yapı, bir dinamik noktası olacak.”

Bu üniversitenin aynı zamanda Kürt kültürünü ve değerlerini yaşatacak yeni imkanlar yaratacağını ifade eden Ölçer, “Bu nedenle edebiyatımızın gözbebeği Mehmed Uzun, Ape Musa, Aram Tigran, Feqiye Teyran, Yaşar Kemal ve daha birçok değerlerimiz için yeni imkanlar doğacak” dedi.

Kürtler kendi kurumlarını oluşturuyor

“Bu üniversitenin kuruluşu için toplum adına hareket ediyoruz” diyen Ölçer, şöyle konuştu: “Eğer bu çağda özgür insanlar yaratacaksak bizim kendi ekonomimizi, eğitimimizi, nitelikli insan gücümüzü hızla arttırmamız lazım. Aç ve yeterli bilgiyle donanmamış toplumlar yeterince özgür olamazlar. Bilgi çağındayız, bilgi tekeli kimdeyse egemen onlardır. Bilgi üretip dağıtacak bir kurum kurmak gerekiyor, bu kurum biat etmeyen, soru soran halkına duyarlı, refah toplumunu hedefleyen insanlar üretecektir. Ancak o zaman bölgede savaşlar durur. Karanlık cinayetler durur ve biz de medeni bir dünyanın parçası olabiliriz. Özgür bir toplum için üniversite kurmak istiyoruz. Kürtlerkendi kurumlarını oluşturuyor.”

Baydemir: Diyarbakır için tarihi gündür

“Bugün hepimiz için, özellikle şehrimiz Diyarbakır için tarihi bir gündür” diyerek sözlerine başlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de atılan bu adımın başarılı bir şekilde hedefine ulaşması için dilekte bulundu. Baydemir, “Umut ederim ki şehrimiz Diyarbakır kısa bir süre içinde kendi üniversitesine ulaşır ve torunlarına bu yeni bilince sahip olan üniversiteyi hediye eder” dedi.

Bilim ve bilincin bazı esaslar üzerine bina edildiğini belirten Baydemir “Eğer bir toplum, bir halk kendi bilincine, diline ve yönetimine sahip değilse tüm eylem ve davranışları eksiktir” dedi.

“Mezopotamya’nın 8 bin yıllık tarihine baktığımızda bu yüzyıl kayıp yüzyıldır” diyen Baydemir, “Diliyle, kültürüyle, bilinciyle ve yaptırımlarıyla sanki beyni köreltilmiş. Bir beyin körlüğüyle karşılaşıyoruz. Bir insanın beyni köreltildiğinde onun kundaktaki bir bebekten farkı kalmaz. Ama eğer bir toplumun beyni köreltilirse o kundaktaki bir bebek kadar masum değildir ve belki de o toplumdan büyük felaketler de çıkabilir” diye konuştu. Baydemir şöyle devam etti:

‘İnançları birbirine kırdırdılar’

Tarihe baktığımızda büyük bir şansımız ve ayrıca büyük bir şansızlığımızın olduğunu görüyoruz. Büyük şansımız, 8 bin yıllık tarihimizde insanlığın tohumu buradan ekilip tüm dünyaya serpilmiştir. En büyük şansızlığımızda bu son yüzyılımızdır. 19. yüzyılın başlarında bu kadim Mezopotamya topraklarında Kürtlerle beraber Ermeni, Süryani, Keldani halkları ve Alevi, Ezidi, Müslüman, Hıristiyan birçok inanç birlikte yaşıyordu. Bizlere dayatılan bilinç ve bilgi bizim değil egemenlerin bilimi ve bilinciydi. Ve bu nedenle 20. yüzyılın başı büyük kırımlarla geçti.”

Baydemir, “Biz kendi bilincimize sahip olmadıkça, kendi bilincimizi ekip onu biçmedikçe bilincimiz de egemenlerin bilinci olur. Egemenlerin bilinci de şimdiye kadar bize sadece, ölüm, göç, fakirlik ve türlü türlü eziyetler getirmiştir” diye konuştu.

‘Ben de yüksek lisansımı yapayım’

Geç kalındığının altını çizen Baydemir, sorumluluk bilinciyle çabanın hızlandırılması gerektiğini ve Mezopotamya Vakfı’nın kuruluşunun bir an önce gerçekleşmesi gerektiğini kaydetti. Baydemir, belediyeler olarak üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getireceklerini belirterek, “Allah Kürtleri ve tüm mazlum halkların çocuklarını korusun. Birlikle her şey mümkün diyor ve size başarılar temenni ediyorum.  Umut ediyorum ki bir gün ben de Mezopotamya Üniversitesi’nde Yüksek Lisansımı yapayım” şeklinde konuştu.

Beşikçi: Üniversitelerde ifade özgürlüğü yok

Araştırmacı Yazar İsmail Beşikçi ise “Bilimsel, Özerk Üniversite ve İfade Özgürlüğü” başlıklı bir konuşma yaptı. 1950’lerde Türkiye’de 3 tane üniversitenin bulunduğunu bugün bu sayının 171’e çıktığını anımsatarak, “Üniversitelerin sayısının çoğalması bilim yönteminin uygulandığını ve yaşama geçtiğini göstermiyor. Eğer ifade özgürlüğü kurumlaşmamışsa gerçek üniversite olması mümkün değil” dedi. İfade özgürlüğünün sadece üniversiteler için değil tüm toplum için gerekli olduğunu belirten Beşikçi, ifade özgürlüğü kurumsallaşmadığı müddetçe akademik özgürlüğün bir anlam ifade edemeyeceğinin altını çizdi. Türkiye’de resmi ideolojinin çok etkili olduğunu ve bilimi, sanatı yönlendirdiğine dikkat çeken Beşikçi, “Bunu kırmak bilimsel bir çabayla mümkün” dedi.

Türkiye’de üniversiteler kurulurken ifade özgürlüğü anlayışıyla kurulmadığını, 1933’te dönemin siyasal iktidarını desteklemek için kurulduğunu anımsatan Beşikçi, şunları söyledi:

“Güneş Dil Teorisi’ni benimsemedikleri ve üniversiteye müdahale edilmesini kabul etmedikleri için 150’ye yakın Dar’ül Fünun hocasının 100’ü tasfiye edilmiş. 1930’larda resmi ideoloji böyle oluşmuş.”

Bugün üniversitelerde ifade özgürlüğü kaygısının olmadığının rektör atamalarında öğretim elemanlarına gönderilen broşürlerde de çok net gözüktüğünü söyleyen Beşikçi, “Bu broşürlerde öğretim elemanlarına haberleşme ve tatil imkanları gibi pek çok vaatte bulunuyor. Ancak bilimin özgür bir ortamda yaşatılacağına ilişkin hiçbir ibare bulamazsınız” dedi.

Kürtlerin araştırmaya ihtiyacı var’

“Türkiye’de gerçek bir üniversite olsaydı darbeler olmazdı” diyen Beşikçi, darbe oluşumu, sırası ve sonrasında resmi ideolojinin en önemli üç kurumu olan üniversite, yargı ve basının bu darbelere çanak tuttuğunu vurguladı. 1982 yılında İstanbul Üniversitesi’nin Kenan Evren’e doktora unvanı verdiğini anımsatan Beşikçi, ardından Türkiye’deki 28 üniversite Evren’e doktora payesi vermek için yarıştığını hatırlattı. Bilime Kürtlerin ihtiyacının büyük olduğunu anlatan Beşikçi, 1920’lerde Kürtlerin başına bu lanetli çorabın nasıl geçirildiğini Türkiye’deki üniversitelerin, basının araştırmaya ihtiyacı yok ama Kürtlerin bunu üretmesi gerekecek” diye konuştu. Konuşmalardan sonra Sedat Yurtdaş ve Yiğit Ekmekçi Vakıf senedi ve vakfın kuruluş sürecine ilişkin bilgi aktardı.

Katılımcılar toplantının ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i makamında ziyaret etti. Baydemir konuklarına 2013 yılı takvimindeki fotoğrafları gösterdi, ardından hatıra fotoğrafı çektirdi.

DİHA

Yorum Gönder