Çözüm Süreci’nde masaya dönülecek mi?

12 Nisan 2016 Salı 13:02

2013 yılında zorlu bir dönemin ardından başlayan Çözüm Süreci ile barış umudu belirmiş, 30 yıllık çatışmalı süreçten çıkan halk sürece destek vermişti.

Çözüm Süreci'nde masaya dönülecek mi?

2013 yılında zorlu bir dönemin ardından başlayan Çözüm Süreci ile barış umudu belirmiş, 30 yıllık çatışmalı süreçten çıkan halk sürece destek vermişti. 7 Haziran seçimlerinden sonra ateşkesi sonlandırdığını açıklayan PKK birçok kentte ‘Demokratik Özerklik’ ilan ederek, hendekler kazmış ve Cizre, Sur, Silopi, Şırnak ve Nusaybin’de yaşana, yüzlerce insanın yaşamını yitirip, onbinlercesinin göçtüğü çatışmalar başlamıştı.



Başbakan’dan PKK’ye 2013 Mayıs hatırlatması


Sur’daki operasyonların ardından Diyarbakır’a giden Başbakan Ahmet Davutoğlu, "PKK silahlı unsurlarını Türkiye dışına çıkarırsa, her şey konuşulabilir" şeklindeki açıklaması “Çözüm Süreci'ne geri mi dönülüyor” umudunu yeniden yeşertirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Ortada müzakere edilecek de, görüşülecek de bir konu yoktur. Terörle mücadele son terörist imha edilene kadar devam edecek" demesi, kafaların karışmasına neden oldu.
“Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak“ başlıklı raporu hazırlayan akademisyenler Cuma Çiçek ile Vahap Coşkun, yaşanan gelişmeleri BasHaber’ yorumladı.

 

‘Sorun güvenlik politikasıyla çözülemez’

 

Çözüm masasına dönülmesi gerektiğini vurgulayan ve tarafların masadaki çözüm dışında herhangi bir alternatifin olmadığını iyi bildiği tespitinde bulunan Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Cuma Çiçek, Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın farklı açıklamalarını “İktidar zamanlama sorunu yaşıyor” şeklinde izah ediyor. Başbakanın konuşmasını anlamlı bulduğunu söyleyen Çiçek, kamuoyunun çatışma istemediğine dikkat çekerek, toplumun siyasi çözümden yana olduğunu vurguladı. Çatışma sürecinin ekonomik gelişmeye de engel olduğunu ve devam etmesi halinde ekonomik krize yol açabileceği tespitinde bulunan Çiçek, Avrupa ve ABD’nin de Çözüm Süreci'ne destek verdiğini hatırlattı: “ABD, Suriye’de YPG ile işbirliği halinde ve Türkiye’nin de YPG’ ye bakışı ortada. ABD ile Türkiye arasında Suriye’deki gelişmelerden kaynaklı bir sorun yaşanıyor. Haliyle ABD, Türkiye’ye sürekli ‘masaya dönme’ çağrısı yapıyor. Hem içeride hem dışarıda bu kadar çok çağrı varken hükümet bunu nereye kadar götürebilir?” Başlaması muhtemel bir süreci sağlıklı olarak yürütülmesi için yeni bir Çözüm Süreci mimarisinin kurulması ve çözüm masasının iki taraf dışındaki toplumsal dinamiklerin demokratik kontrolüne açık olması gerektiğine dikkat çeken Çiçek, sürece dair net bir çerçevenin çizilmesi gerektiğini vurguladı. Genel geçer klişelerden ziyade somut eylem planlarına ihtiyaç olduğunu hatırlatan Çiçek yeni bir çözüm sürecinin beş kritik konuyu içermesi gerektiğini belirtti: “Bunlar kamu yönetimi ve yerelleşme; dilsel ve kültürel çoğulculuk, bu bağlamda Kürdçe’nin yeniden üretimi için nasıl bir yol bulunacağı; siyaset alanının genişletilmesi ki siyasetin yolu açılmadıkça dağın yolu kapanmayacaktır; PKK’nin silahsızlandırılması ve son olarak bölgesel denklem ve Türkiye’nin Kürdlerle bölgesel ölçekte ilişkisi. Bundan kastım Irak Kürdistan Bölgesi ve Rojava’daki Kürdlerle ilişkiler. Bu 5 kritik konu üzerinden bir somut eylem planı yapılmadıkça taraflar bu konuda tekliflerini kamuoyuna sunmadıkça bu sürecin ilerlemesi zor”.

 

Kürd Sorunu’nun güvenlik politikalarıyla çözülmeyeceğinin altını çizen Çiçek, yaşanan ölümleri ve tahribatları hatırlatarak şöyle konuştu: “Bunun hesabını bence insanlar hem Ak Parti’den hem ana-akım Kürd siyasetinin temsilcisi olan HDP’den soracaklar. Sandıkta ya da sokakta demokratik tepkilerle hesap sorarlar. Anketlerle, kamuoyu yoklamasıyla her iki taraf bu işin böyle olmayacağını duyuyorlardır.”

 

Kürd Sorunu’nun çözümünde tartışılan Sri Lanka modelinnin mümkün olmayacağını belirterek “Kürd sorunu güvenlik politikalarıyla çözülemez. Demirel’in klişe tabiri ile bu 29. isyan. Bu bitse 30. isyan başlar. Büyük bir nüfusun sosyopolitik ve kültürel talebi var. Ana akım Kürd hareketinin geldiği düzey, Irak ve Suriye’deki gelişmeler Kürd sorunun güvenlik politikalarıyla çözülmeyeceğini gösteriyor zaten. HDP 5 milyona yakın oy alıyor. 11 büyük kentten yerel seçimlerinde başarıyla çıkmış. Devasa bir medya ağı var. Bu derece kurumsallaşmış bir güçlü sosyo-politik hareketle sopayla, güvenlik politikasıyla baş edemezsiniz” dedi.

 

Bu savaşın kazananı yok

 

Ne devletin PKK’yi ne de PKK’nin devleti bitiremeyeceğini vurgulayan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Çoşkun ise, süreç tekrar başlarsa bir gözlemi heyetinin mutlaka olması gerektiğini söyledi. Böylesi dönemlerde tarafların çok sert bir dil kullanabileceğini ancak masaya dönüldüğünde her iki tarafında bu dilden uzaklaştığını ifade eden Çoşkun, “Çözüm Süreci’ne yönelik değerlendirmelere baktığımız da her iki tarafta ‘biz bozmadık’ diyor. En son Başbakan’ın açıklamasına baktığımızda ’süreci biz bozmadık aksine hendek açan elinde silahla sokaklarda gezenler bozdu’ diyor. PKK tarafı da ’süreci biz bozmadık’ diyor. Baktığımız da iki tarafta süreci iyi bir şey olarak görüyor. Ve bozulmuş olmasını sahiplenmiyor. Eğer iyi bir şeyse bu ve iki tarafında bozulmasından şikâyet ettiği bir süreç ise er ya da geç bu sürece dönüleceğini düşünüyorum. Şu andaki mevcut siyasetle ile iki taraf açısından da gidilebilecek bir yol yok” şeklinde konuştu.Yaklaşık 7 aydır yaşanan çatışmalı dönemin toplumun Çözüm Süreci'ne olan desteğini kırdığını ve umutların azaldığı yorumunda bulunan Çoşkun, “Toplumdaki tahribatın bir şekilde giderilmesi lazım. Bunun için öncelikle bir çatışmasızlığın sağlanması lazım. Duyguların normalleşmesi lazım. Bu tür süreçlerde tarafların birbirlerine güvenmemesi normal. Zaten güvenseler çatışmaya gerek kalmazdı. Güvensizliğin giderilmesi için sembolik de olsa küçük adımlar atmak lazım. Örneğin Öcalan’la görüşmeyi sağlama ve PKK’nin silahlı unsurlarını şehirlerden çekmesi gibi hususlar güvenin sağlanması için bir zemin oluşturabilir” dedi.

‘Suriye’de yaşananlar çözüm sürecini bitirdi’

 

Sürecin sağlıklı ve güvenilir yürütülebilmesi için bir hakem heyeti ya da üçüncü göze ihtiyaç olduğunu dile getiren Çoşkun, şöyle konuştu: “Bir pazarlık süreci sonuçta. Bir taraf bir şeyler söyleyecek, adımlar atılacak. Tarafların birbirlerine taahhütlerini yerine getirip getirmediklerini eğer getirmemişlerse, sorumluluğun kimde olduğunu tespit edecek ve bu konuda kamuoyunu bilgilendirecek bir gözlem heyetine, üçüncü göze ihtiyaç var. Ki yeniden bir süreç başlayacaksa bu güveni verebilecek mekanizmaların oluşturulması ve buna özel bir yer, önem atfedilmesi lazım.”

 


PKK ve devletin Suriye’deki politikada anlaşamadıkları için çözüm sürecinin bittiği tespitinde bulunan Çoşkun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini de değerlendirerek şunları kaydetti: “Suriye konusunda tarafların anlaşmaması süreci bozdu. PKK Suriye’de kantonlarını birleştirmek ve egemenliğini bir sınır boyuna yaymak istedi, devlet ise bunu kendisine yönelik ciddi bir tehdit olarak gördü. Bu iki stratejinin anlaşmamasıyla Suriye de başlayan gerginlik Türkiye’de sürecin bitmesi olarak kendisini gösterdi. PKK ve devlet Çözüm Süreci'nde anlaşırsa eğer, Türkiye’deki süreç daha iyi ilerleyecektir. Bu anlamda Erdoğan’ın Amerika ziyareti önemlidir. Amerika orada PYD’nin kendisi için önemli bir kara gücü olduğunu ifade etti. Diğer taraftan da Türkiye’nin güvenliğini dikkate aldığını söyledi.”

 

Cuma Çiçek ve Vahap Coşkun tarafından Barış Vakfı için hazırlanan “Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak“ başlıklı raporda barış ve kardeşliğe dönük yeni bir yol inşası için öne çıkan öneriler ise şöyle:

 

* Kentsel alanlar silahtan arındırılmalı.

 

* Çatışmalarda kaybedilen 2 bin kişi için ülke genelinde bir ya da üç günlük yas ilan edilmeli.

 

* Can kayıpları ve hak ihlalleriyle ilgili TBMM’de komisyon oluşturulmalı.

 

* Çatışmaların yaşandığı ilçeler için için Batı’da bir kardeş şehir bulunmalı.

 

*  Yeni bir müzakere süreci başlatılmalı.

 

* Dil silahsızlandırılmalı.

 

* Tüm süreci yönetecek bir Meclis Komisyonu oluşturulmalı.

 

* Bağımsız bir Uzlaşı ve Çözüm Heyeti kurulmalı.

 

* STK’lar ve kanaat önderleri sürece katılmalı.

 

* Medya yeni Çözüm Süreci'nde aktif rol almalı.


BASNEWS


Yorum Gönder