Demirtaş 'Gizli Erdoğancılar' çıkışıyla ne demek istedi?

10 Aralık 2015 Perşembe 20:09

Halkların Demokratik Partisi HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, partisi içinde 7 Haziran seçimlerinin sloganı haline dönüşen "Seni başkan yaptırmayacağız" söylemini eleştiren bir kesimi isim vermeden sert şekilde hedefleyen açıklamaları tartışma yarattı.

Demirtaş 'Gizli Erdoğancılar' çıkışıyla ne demek istedi?
 Demirtaş'ın parti ve Kürt hareketi içi ayrılıklar söz konusu olduğunda kullanageldiği dikkatli dilin dışına çıkarak "Erdoğan seviciliği", "Gizli Erdoğancılık" ile suçladığı ve "Eski vekil oldular" diyerek de ipucu verdiği kişilerin kim oldukları, ve bir süredir varolan bir tartışmada niye şimdi gündeme geldiği soruları gündeme geldi.

Bugün Al Jazeera Türk'e konuşan eski HDP milletvekili ve Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık Demirtaş'ı sözlerine açıklık getirmeye ve doğrudan isim vermeye çağırdı.

HDP Eş Genel Başkanı, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan mülakatında gazeteci Mahmut Lıcalı'ya, "Parti içinde Erdoğan sevdalısı bir damar her zaman vardı. Bunlar gizli Erdoğancılardı aslında. Bizden çok Erdoğan'ı sevip sayarak, AKP ile ilişki kurarak, AKP'ye neredeyse yalakalık yaparak sorunun çözüleceğine inanıyordu bu tipler. Zaten bunların eski milletvekili olmasının da nedeni odur" diyor.

'Kişisel değil ideolojik bir çatışma'

Demirtaş sözlerinin devamında başkanlık tartışmasının bir kişisel inatlaşma değil, bütünlüklü bir siyasi duruş olduğunu vurguluyor:

'Seni başkan yaptırmayacağız' klasik bir kişisel sürtüşme veya bir kişinin başkan olup olmamasının üzerine ortaya çıkmış bir slogan değildir. İdeolojik bir çatışmanın formüle edilmiş halidir. Bir tarafta sağ, neoliberal, Türk-İslamcı ve hilafeti esas alan bir yapı vardır. Bu yapının kurucusu Türkiye'de başkan olmak istemektedir. Dolayısıyla biz onun dayattığı başkanlık sistemine karşı çıkarak ideolojik bir duruş sergiledik. Biz de sol, emekten, Kürt halkının özgürlüğünden, inançların özgürlüğünden, kadın özgürlüğü ve özerklikten yana bir sistem önerdik. Bu ikisinin ideolojik çatışmasını yaşadık AKP'yle. Bunu Erdoğan artık başkanlık üzerinden formüle edince biz de aynı şekilde yanıt verdik. Sen böyle bir model dayatıyorsan Türkiye'ye biz de seni başkan yaptırmayacağız dedik. Birilerinin dediği gibi sığ bir tartışmayla ortaya çıkmış kişisel bir tutumdan ortaya çıkmış bir durum değildir. Parti bunu bütün organlarında tartışmıştır."

Kimi kastetti?

HDP ve Kürt siyasi hareketi kulislerinde ve bu konuda uzman gözlemciler arasında ilk akla gelen isim, başkanlık önerisine karşı çıkılması konusundaki itirazlarını 7 Haziran seçimleri öncesinde de sonrasında da açıkça dile getiren eski Hakkari milletvekillerinden Adil Zozani oldu.

Zozani bu konuda son olarak 6 Kasım'da Akşam gazetesine yaptığı açıklamada başkanlık sistemini savunduğu için partiden dışlandığını da söylemişti.

Bu söyleşisinde 1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendiren Zozani, HDP'nin 7 Haziran'dan sonra HDP'ye AKP'den gelen oyların geri gitmesinde "Seni başkan yaptırmayacağız" söyleminin etkisi olduğu görüşünü dile getirmişti.

Zozani'nin bu görüşlerine katıldığı bilinen partinin eski ve yeni başka milletvekilleri de sayılıyor.

Fakat bu sözler neden şimdi aylardır süren bir tartışmada, görüşleri evvel eski bilinen ve partide çok etkili olmayan bir kaç milletvekiline söylenmiş olsun?

'Kürt kamuoyuna söylendi'

Kürt siyasi hareketini yakından izleyen yazar gazeteci İrfan Aktan, "Aransa tek tek muhatap bulunabilir" diyor ama bu sözlerin esasen Kürtler arasında şiddetli çatışma ortamıyla daha çok dillenen bir ideolojik tartışmaya denk düştüğünü düşünüyor.

"HDP ve Kürt hareketi homojen değil. Bu çatışmaların yaşanmasıyla birlikte Kürtler arasında bir kesim 'Zamanında Erdoğan'ın başkanlığına karşı böyle bir kampanya yapmasaydık, böyle bir felaket yaşamayabilirdik' düşüncesini dile getirmeye başladı"diyor.

Aktan'a göre, şiddetlenen savaşın yarattığı büyük acılar Kürtler arasında iki eğilimin daha sesli duyulması sonucunu yarattı.

İlki umutsuzluk ve "Bu devletle olmaz. Ayrılmaktan başka çare yok" diye düşünenler, diğeri ise üst orta sınıflar arasında daha çok zemin bulan "Biz niye Erdoğan karşıtlığı yaptık. Başkanlık sistemi olsaydı, bizim sorunumuz da çözülüverseydi" eğilimi.

İrfan Aktan, bu kesimde başkanlık meselesine karşı çıkışın "ucuz solculuk" gibi görülebildiğini, "Bizim sorunumuz değil" gibi bakıldığını söylüyor.

'Tahayyüller sarihleştirildi'

Aktan'a göre, "HDP'nin Türkiye tahayyüllerinin sarihleştirilmesiyle karşı karşıyayız" ve bu tahayyüllerin temelinde de PKK'nın cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan'ın barışın mümkün olabilmesi hedefiyle geliştirdiği teorik çerçeve var:

"Öcalan'ın fikri başından beri bu sorunun adem-i merkeziyetçiliğe dayalı, kantonları, mahalle örgütlenmesini, kadın örgütlenmesini kendi içinde buluşturan demokratik bir sistem içinde çözülebileceği yönünde. Bu ise Erdoğan'ın önerdiği türden bir başkanlık sistemine karşı çıkmayı gerekli kılıyor. Çünkü Erdoğan'ın önerdiği, mevcut merkeziyetçi sistemden de daha merkeziyetçi bir sistem. Kürtlerin en büyük sorunları da zaten herşeye Ankara'dan karar verilmesi. Bir parka isim vereceksiniz. Gülistan diyorsunuz, yerel bütün yetkili mercilerce onaylanıyor, Ankara'dan Bozkurt Parkı olarak dönebiliyor."

Gezi ve 'geç kalmış bir izahat'

İrfan Aktan "Zaten Gezi'deki itiraz da buydu. 'Ankara'dan bizim parkımıza ne olacağına karar veremezsiniz, burada biz yaşıyoruz' dedi insanlar. Aslında nerede bir rahatsızlık bir isyan varsa dikkat edin bu noktadan çıkıyor" diye sürdürüyor.

Aktan'a göre "Seni başkan yaptırmayacağız" söylemi işte tam da bu yüzden ülkenin batısında Gezi'ye dahil olan muhalifleri çok cezbetti ve "HDP'nin Batı'da bu kadar cazibeli bir parti olmasında önemli katkısı oldu."

Bu açıdan bakıldığında bunun geç kalmış bir izahat olduğunu düşünüyor ve "7 Haziran'dan itibaren sürekli daha etkili bir şekilde anlatılmış, izah edilmiş olsa idi belki bugün savaş karşıtı blok daha netleşmiş olabilirdi" diyor.

'Bugüne denk düşmüyor gibi'

Aktan'ın tarif ettiği genel çerçeveye itirazı olmamakla birlikte Kürt hareketini yakından izleyen bir başka yazar ve gazeteci Celal Başlangıç ise "Bunlar genel olarak doğru ama Demirtaş'ın neden bu sözleri, bugün ve bu şekilde söylediğini izah etmiyor" diyor.

Başlangıç, bugün itibariyle bu sözlere denk düşecek bir örgüt içi gerilim ve tartışma görünmediğini belirtiyor ama temkini de elden bırakmıyor:

"İki ihtimal var. Şu anki bilgilerimle, öylesine söylenip geçilmiş bir şey demek istiyorum. Ama bir süre sonra bunun şu anda göremediğimiz başka bir çekişmeye dayandığını da öğrenebiliriz. Bu ihtimal hep vardır."

Yorum Gönder