Gülen'e göre Kürt meselesinin çözümü

31 Ekim 2011 Pazartesi 22:01

Sitemizde yoğun bir tartışmaya neden olan Kürşat Bumin'in ''Gülen eleştirisi'' yazısı üzerine biz de gelen karşı talebi dikkate alarak, Fethullah Gülen'in görüşlerini içeren Zaman gazetesi haberini aynen aktarıyoruz. Aynen aktardığımız bu görüşlere karşı hakaret dışında her türlü eleştirinin de serbest olduğunu baştan belirtmek isteriz. İşte Zaman gazetesinde geçen o açıklamalar:

Gülen'e göre Kürt meselesinin çözümü

Herkul.org'ta yayınlanan sohbetinde Çukurca saldırısını ve arkasından Türkiye'ye hakim olan havayı yorumlayan Hocaefendi, "Ayıptır bu, ârdır, otuz senedir dağdaki bir avuç şakînin hakkından gelemiyorsun." diye sitem ederken meselenin çözümü için yapılması gerekenleri sıraladı.

Ayrıca oynanan oyunlara dikkat çekti ve vahşet karşısında tepkisini ortaya koyan halkın provokasyanlara alet olmaması gerektiğinin altını çizdi.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin açıklamaları özetle şöyle:

Izdırapsızlık ve kendisini yeterli görme büyük handikap

İnsanların pek çoğunun yitirdiği değerlerden biri de, ızdırap duyulması gereken meseleler karşısında ızdırapsız olmalarıdır. Yürek dağlayan hadiseler karşısında yüreği yanmayan kimselerin problemlere çareler bulmaları mümkün olmadığı gibi, birilerini teselliye matuf "âh u vâh"ları da yalandır. İhmal, ayrı bir günah; kâmetinin çok üstünde bir tavır sergilemek de ayrı bir yalan ve günahtır.

Herkesin kendini yeterli gördüğü, her şeyin hakkından geleceğine inandığı ve hayatını ona göre planladığı bir dünyada siz en doğruları bile kimseye duyuramaz ve o zihniyetteki vazifelilere, sorumlulara hiçbir şey kabul ettiremezsiniz. Bu da önemli bir handikaptır; çok ciddi stratejiler ve çareler üretsek de maalesef bugün kimse dinlemez. Hatta -artık mümkün değil, o peygamberlere nasip olmuştur ama- vahiy ve ilhama müstenid bir kısım mesajlar getirseniz, onu bile dinletemezsiniz.

Ayıptır bu, otuz senedir bir avuç şakinin hakkından gelemiyorsun

Çoklarının dediği gibi, mensup olduğumuz Birleşmiş Milletler ve NATO içinde önemli güce, kuvvete ve mekanize birliklere sahip sayılı devletlerden biriyiz. Bir espriye bağlı ifade edersek, o güç, kuvvet ve mekanize birliklerin neler yapabileceğini görmek istiyorsanız, 27 Mayıs ihtilaline bakabilirsiniz. O güç, gelip kendi milletinin başına binmiş ve 25-30 milyon insanı teslim almıştır. Daha sonra da her on senede bir binlerce insanı ezmiş, zindanlara atmış, sürgünlere yollamıştır. Şimdi, sen orada kuvvetini sonuna kadar kullanmışsın, sokağa hükmetmişsin; fakat, ayıptır bu, ârdır, otuz senedir dağdaki bir avuç şakînin hakkından gelemiyorsun. Böyle bir dönemde, senelerin ihmalinden dolayı bir kısım müesseseleri tenkit manasına gelecek sözler sarf etmek ve onları suçlamak doğru değil. Ne var ki, bu mübarek vatanın parçalanması tehlikesi karşısında, Gandi'nin Hindistan hakkındaki sözlerini hatırlıyorum ve gözlerim doluyor. Hindistan'ın bölündüğü, Pakistan'ın ayrıldığı günlerde Gandi, Muhammed Ali Cinnah'a der ki: "Beni testere ile ortadan biç, ikiye böl; fakat, Hindistan'ı bölme!" İşte, o ölçüde bir ızdırap olmayınca, gerekli stratejiler üretilemez ve o gâilenin hakkından gelinemez.

Ümitsizliğe kapılmamalı; ama bugüne kadar ihmal edilmiş tedbirler var

Keşke, o bölgeye gönderilen muallimler, bugün dünyanın dört bir tarafına ciddi fedakârlıklarla hicret eden gönüllüler gibi, dönmemek, orada ölmek ve oraya gömülmek üzere gitselerdi. Keşke o halkın karakterini çok iyi bilen, çok ciddi bir empati mülahazasıyla onları doğru okuyan ve ona göre muamelede bulunan vaizler gönderebilseydik. Keşke her köye olmasa bile birkaç tanesine bir sağlık memuru, pratisyen hekim gönderebilseydik de okullardaki sağlık derslerini onlar verseler; hem mesleklerini icra etme yoluyla hem de okuttukları çocuklar vesilesiyle ailelerin içine girseler ve kendilerini ifade etselerdi. Keşke halkı öyle kucaklayabilecek adliyeden insanlar ve mülkiye memurları gönderebilseydik. Keşke evleri teker teker gezip toplumun dertlerini dinleyen ve güvenin teminatı olan emniyet memurları gönderebilseydik. Böylece başkalarının halkı idlal etmesine fırsat vermeyecek şekilde bütün sızma kanallarını kapatsaydık. Otuz sene değil, on sene evvel bile ülkeyi idare edenlerin aklı bu işe erseydi ve bunlar bugüne kadar gerektiği ölçüde yapılabilseydi, bugün o problemler kökünden kurutulamasa da en aza indirilmiş olacaktı.

Kan dökerek bir hedefe varmaya çalışmaya ancak vahşet denir

İnsan öldürerek bir yere varmak ve bir hedefe ulaşmak hiçbir peygamberin, hiçbir Hak dostunun defterinde yoktur. Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) on üç sene Mekke-yi Mükerreme'de presleniyor gibi bir baskı altında yaşamış ama bir karıncaya bile ayağını basmamıştır; o mütemerrid, o mütegallip, o mütehakkim insanlara karşı her zaman insanca davranmıştır. İşte, bu ruhun o insanlara anlatılması lazımdır ki dağa çıkmanın önü kesilebilsin. Evet, kim yaparsa yapsın, insan öldürerek ve kan dökerek bir hedefe varmaya çalışmaya ancak vahşet denir, cinayet denir, zulüm denir ve bunlarla da insanlık adına hiçbir hayır elde edilemez.

Duanın gücüne sığınılmalı

Herkes bu meselenin halli için duanın gücüne de sığınmalı; her fırsatta gönüllerini Yüce Dergâh'a açıp "Allah'ım, birliğimizi sağla, aramızı te'lif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl. Hidayet ve ıslahını murat buyurduğun insanları ıslah eyle, kalb ve kafalarına salah ver. Şayet düşmanlık yapanlar arasında ıslahını murat buyurmadığın ve kendileri hesabına ıslah istemeyen kimseler varsa, onların da altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir." diye niyaz etmelidir.

Sokakta bağırıp çağırmakla problemler çözülmez

Bediüzzaman Hazretleri o bölgenin insanıdır. Bir dönemde Ermeni Taşnaksiyonu'na karşı talebelerini arkasına alıp gönüllü savaşan, Rus işgaline karşı alay komutanı olarak mücahede eden, bacağı kırılan, esir düşen, Kosturma'da hapis kalan ve harikulade bir şekilde oradan kaçıp Türkiye'ye dönen, İstiklal Mücadelesi'ni destekleyen, kendisine Meclis'e girme yolu açılan, fakat siyasetle hizmet edemeyeceğine inanınca Erek Dağı'nda inzivaya çekilen Üstad Hazretleri, çeşitli bahanelerle senelerce zulüm görmüştür. "Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti." diyecek kadar acı ve ızdırap yudumlamıştır. Fakat, kat'iyen olumsuz bir tavır sergilememiş ve milletin huzurunu kaçıracak hiçbir harekete izin vermemiştir.

DİN, BİZİ BİR ARADA TUTAN TUTKALDIR

Ben onun çırağı, kapıkulu, kölesi sayılmam ama ben de onca senedir burada kendi vatanımdan cüdâyım. Mevcudiyetim oradaki genel ahenge zarar verir diye burada gönüllü duruyorum. Peki siz neden o canavarlığa tevessül ediyorsunuz?!. Öyle bir hak aramanın misali yoktur geçmişte. Ne peygamberlerin nurânî hayatında, ne bir kısım toplum liderlerinin, Zerdüştlerin, Hermeslerin, Budaların, Brahmanların hayatında yoktur öyle bir şey. O ancak şeytan çizgisinde olabilecek bir şeydir.

Bediüzzaman Hazretleri, maruz kaldığı zulümlere rağmen hiç kimseyi zerre kadar incitmemiş, "intikamımı alın" dememiş; hatta kendisine o teklifte bulunanlara şöyle cevap vermiştir: "Türk milleti asırlardan beri İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve çok şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslüman'ız, onlarla kardeşiz, kardeşi kardeşle çarpıştıramayız. Bu şer'an caiz değildir. Kılıç, haricî düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz." İşte bu sâlim düşünce herkese mal edilmeliydi ama maalesef bu hususta muvaffak olunamadı.

Bizim en büyük problemimiz, bizi birbirimize bağlayacak tutkal mahiyetindeki çok önemli bir dinamik olan dini değerlendiremeyişimiz olmuştur. Hazreti Bediüzzaman ta Meşrutiyet yıllarında Medresetü'z-Zehra adıyla Van'da bir üniversite kurulmasını teklif ederken orada Arapçanın farz, Türkçenin vacip ve Kürtçenin caiz gibi kabul edilerek hepsinin beraberce okutulması gerektiğini söylemiştir. Neden okullarda Kürtçenin de öğretilmesine fırsat verilmedi? Yurtdışındaki okullarımızda, hatta Amerika'da bile Türkçe seçmeli ders olarak okutuluyor ve kimse buna mani olmuyor. Büyük devlet olmanın hususiyeti budur.

Çok fırsat kaçırıldı ama her şey bitmiş değil

Bugüne kadar pek çok fırsat kaçırılmıştır ama bu, her şey bitmiş demek değildir. Belki bir kısım mütemerridleri kuvvetle sindirme ve baskı altına alma da düşünülebilir; fakat, esas o toplumun ruhuna girme yolları açılmalı, kardeşlik ruhu yeniden canlandırılmalı, vifak ve ittifak stratejileri oluşturulmalı ve onlarla tevfik-i ilahiye davetiyede bulunulmalıdır.

Türk-Kürt çatışması senaryosu sahnede

Dünden bugüne şer güçler, bir tarafta bazılarını tahrik edip sokaklara salarken beri tarafta da onlara karşı çıkarılabilecek başkalarını kışkırtmış, diğerlerine saldırtmış ve insanları karşı karşıya getirip vuruşturmuş; böylece kendi menfaatlerini elde etmeye çalışmışlardır. Nitekim, 27 Mayıs öncesinden başlayıp 80 darbesi ve hatta sonrasına kadar devam eden benzer provokasyonlarda aynı eller, insanları sağ sol gibi sınıflarla ikiye bölmüş, onların damarlarına basmış ve vatan evladını birbirine kırdırtmış; sonra da akan kanın üzerine kendi saltanatlarını kurmaya çalışmışlardır. İçinde bulunduğumuz şartlarda da aynı senaryoların sahneye konması, bir Kürt-Türk çatışması çıkarılması ve hatta sonunda meselenin Birleşmiş Milletler'in hakemliğine kadar vardırılması muhtemeldir.

Her köşesi, rengi, deseni, çeşidi ve şivesiyle ülkemizi ve insanımızı seven herkesin çok dikkatli ve temkinli olması, kışkırtmalara gelmemesi ve hele "mukabele-i bilmisil" kaide-i zalimânesine girmemesi lazımdır. Bağırıp çağırmalarla, "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganlarıyla problem çözülmez. O fitne ve fesadın önüne geçilmesini isteyenler, tenkit ve tekliflerini başkalarına yol göstermek üzere, yetkililere verecekleri sağlam metinler halindeki raporlarla ve bildirilerle masumca ifade edebilirler. Meselenin üzerine bağırıp çağırarak, yakıp yıkarak ve öldürerek değil, akıl, firaset ve şefkatle gidilmelidir. 'Hakkı, kötek olanlar' istisna edilirse, o toplumun yüzde doksan beşi şefkatle ve re'fetle kucaklanmalı, onlara karşı mülayemetle hareket edilmelidir.

Zaman

Yorum Gönder

Toplam Yorum Sayısı 9

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Muzaffer Kurdox 6 yıl önce yorumlandı

Bir islam aliminin gazateci sn. Baki Güle tarif ettiği gibi Bel`am F. Gülen ve cemaatinin türk-islam-sentezi dedikleri de aslında turancılıktır. Bu da islamın özüne aykırı ve ırkçıdır. Diğer müslüman milletlerini ya kabul etmez yada tahakümü altına almak ister. Kürd Milletinin varlık ve özgürlük hakkını kabul etmez. Kürd Milletinin bağımsızlığına karşıdır. Bunlar islam için kara deliktirler. Bu cematin Bel`amı da Kürd değildir. Kürdistanda ozaman yaşayan bazı Ermenilerin konutlarına yerleştirilmiş Azeri-Yahudi devşirmesi olup Saidi Kurdiye karşıtlığını da turancı olduğunu ittiraf ederek daha önce dile getirmiştir. Allah Kürd Milletini bu Bel´amlardan korusun ve bu mübarek Kurban Bayramında özgürlüğü bir an önce kabul eylesin, amin.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

insanlik susmus 6 yıl önce yorumlandı

yorumuma baslamadan önce sunu demek isterim eger fetullah gülen müslümansa ben tam tersi müslümanligi red ederim islam degilim, allah u taala bu gibi amerkanin yalakaligini yapanlara cezasini vermese inancimi yitiririm,eger bir müslüman buna karsi tavir almasa ben ahirette onlarin yakasina yapisirim.eger bu maskeli sahte ve amerikanin cocugunu desifre etmeseniz,sizlere ahhalin ve peygamberin düsmani derim.eger cennet ile cehnnemi ayrit ediyorsaniz bu kominizim deyimi ile sizi kandirip islama karsi olan kapitalizmin cocugunu naletlemeniz gerek,eger siz islam olarak fetullahin neden amerikada oldugunu arastirmasaniz onurunuzdan, namusunuzdan,dininizden süphe duyun,eger kur an i kerimden sormayip bu yaratigin dediklerini es gecerseniz kur an ve peygambere düsmansiniz bunu bilin ve bana gelin tartisalim !! eyyyyyyyyyyyyy insanlik. eyyyyyyyyy müslümanlik.eyyyyyyyy kürt,, eyyyy dini morfin eden fetulahcilar uyanin uyanin, yazik yazik islamiyeti bitirdiniz, uyanin artik..!!!!!!!!!!!!!!

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

muhhamed 6 yıl önce yorumlandı

degerli insanlik ben dindar bir ailedenim ve dindar biriyim,fakat yil 1993 bir sahisla tartistim din ile ilgili, bana aynen sunu dedi,Hz muhamed vefat ederken kur a ni kerimi onunla mezara gümdüler, ahali bir yanlisin yaptigini anladi ve cikarmak istediler ama dini inanclara göre makul görülmedi, ve sonra kisiler kendince bir kurani kerim yazmaya basladilar,onun icin islami islam olarak yaymaya degil kisilere göre yayimladilar,, ben o zaman bu iddaya cok karsi ciktim, ama bunu fetullah gülende kanitladi neden derseniz, fatullah gülen esittir akp herkes dinlemistir ne diyor fetullah bey? kökünü kazin,altini üstüne getirin,yok edin,5 bin degil 50 bin olsada yok edin diyor bu zat ey namus sahibi olan kürtler islamda insan ölürmek varmi? onun emireri tayip suriyeye gidiyor bir insani öldürmek dünyayi öldürmek demektir diyor!! ama onun kimyasal generali kürtlerin cocuklarini kimyasal silahla 37 kisiyi katlediyor, dinde kafir kelimesi kulanilmaz ama ben rahatlikla............

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

numag 6 yıl önce yorumlandı

Aşağıdaki yazıyı bir yazardan kopyaladım, insanlık adına yazının burada yayınlanmasına karşı çıkmayacak biridir, hani telif hakkı vs. B.G. Bir islam alimine Fetulla(!) Gülen’in “Kürtleri topluca katledin” talimatını içeren son vaazını sordum. Gerçi her konuda cemaatin polis komiseri danışmanlarından Önder Aytaç’a da sordum. Ama sanırım Hüseyin Gülerce’nin düştüğü duruma düşmemek için beni direkt Fetulla Efendi’ye yönlendirdi! Ben de bir islam alimine Fetulla(!) Gülen’in “Kürtleri topluca katledin” talimatını içeren son vaazını sordum. İslam alimi beni düzeltti ve dedi ki; “Fetulla Gülen’in konuşması vaaz değil. İslamiyetle Fetulla Gülen’i yan yana koymak doğru değil” “Peki Fetulla Gülen’i islami yorumda nasıl tanımlamak gerekir?” diye sordum. O islam alimi Kuran-ı Kerim’de gözden kaçan bir ifade var o ifade tam da Fetulla Gülen’i anlatıyor Fetulla Gülen aslında bir “Bel’am”lık yapıyor.. “Allah bel’am diyor. Her peygamber döneminde ve her direniş hareketinde, bu direniş hareketini perdelemek için zalim sistemi meşru hale getiren din adamlarına Bel’am denir. Tarihte olduğu gibi bugünün Bel’amı da Fetulla Gülen ve adamlarıdır.” O İslam alimi dikkatimi çeken bu kavramını ise şöyle anlatıyor: “Bel’am kavram ilk kez Hz. Musa zamanında geçer. Hz. Musa kendi halkını firavunun zulmünden kurtarmak için mücadele eder. Kendi halkını o sistemden kurtarır. Orada Hz. Musa’yı gölgelemek ve karalayan ama Firavunların zulmünü iyi göstermeye çalışan Bel’am İbn Baura ya da “Bel’am İbn Eber” var. Aynı şey Hz. Muhammed zamanında da var. Hz. Muhammed’e iman ediyormuş gibi görünen Abdullah Bin Übey Bin Selû adında biri Hz Muhammed’e iman ediyormuş gibi görünür, ama altında bir ikiyüzlülük var. Sürekli toplumu verdiği vetfalarla Hz. Muhammed’e karşı kışkırtıyor, ve altan alta düşmanlık yaratıyor toplumda. Ve Mekke’de kargaşa çıkartmak ister. İnanıyormuş gibi yapıp aslında toplumsal barışı bozmaya çalışır.” İşte Fetulla Gülen’e baktığımızda da o da ABD’nin Ortadoğu’daki “Ilımlı İslam Projesini” meşrulaştırmak, Türk devletinin Kürtlere yaptığı zulmü meşrulaştırarak münafıklık yapıyor. İslam alimi sözlerini şöyle tamamladı: “Fetulla Gülen; Müslüman gibi görünüp, dini ortadan kaldırarak ve insanlar arasında kin ve nefret tohumları ekiyor. Konuşmalarında islam kültürü yoktur. Hatta İslamı kendisine göre yorumluyor. Konuşmalarında ‘Mekke yerine Orta Asya ülkelerine gidin’ diyor. Fetulla Gülen için benzetme yapılacaksa Türkeş’in İslam yüzlü halidir denilebilir.” Ben “bel’am” kavramını bilmiyordum. Abdullah Bin Übey Bin Selû’yü de daha once duymamıştım. İnternette biraz araştırdım. Hakikaten Fetulla Gülen’in son konuşmalarındaki Kürt düşmanlığını ve Kürtlere ağır hakaretler içeren “... Allahım, birliğimizi sağla, aramızı telif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl. Hidayet ve ıslahını murat buyurduğun insanları ıslah eyle, kalp ve kafalarına salah ver. Şayet düşmanlık yapanlar arasında ıslahını murat buyurmadığın ve kendileri hesabına ıslah istemeyen kimseler varsa, onların altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir” sözlerini okuyunca Gülen’in Bel’am olduğuna kanaat getirdim. Hatta acaba Gülen Tayyip Erdoğan’ı Abdullah Bin Übey Bin Selû’nün taktikleriyle zor duruma mı sokmak istiyor! Çünkü Fetullah, “500, 5 bin hatta 50 bin insanın katledilebileceğini” söylüyor. Toplu katliamlar öneriyor. Gerçi konuştuğum o din alimi zaten bu Gülen için “hiçbir müslüman kişi başkalarına böyle zulüm ve katliam içeren bir konuşma yapamaz. İslama uygun değildir” diyordu. Fetulla Gülen’in konuşmalarında çok önemli bir detay daha vardı. Fetulla Gülen NATO’nun içindeki gücün farkında. Darbeleri gıpta ederek anlatıyor. “Ordu ve emniyet teşkilatı birlikte katliam yapsın” diyor vurgulayarak şunları söylüyor: “İstihbaratınız var. Ayrı ayrı, birbirinden farklı 3-4 tane istihbaratınız var. İsimleri farklı farklı. İsimlerini söylemeyeceğim ben onların. Sonra dünya istihbaratı ile müşterek işler ve projeler var” diyor. Benim aklıma Milli İstihbarat Teşkilatı ve orduya bağlı JİTEM dışında hangi istihbarat örgütleri pek gelmedi. Bazı iç örgütlenmelerden söz edilir. Tayyip Erdoğan’ın özel istihbarat örgütü var denir ama Fetulla Gülen bunları nereden biliyor? MİT, Genelkurmay dışında kurumsallaşmış diğer istihbarat örgütlerinin adları nedir? Kim, ne için kurmuş? Ve yine ilginç bir detay olarak Fetulla NATO ve uluslararası istihbarat ile Türk istihbaratının hangi ortak projelerinin hayata geçirilmeyişine içerleniyor? Doğrusu ben bir hayli merak ettim. Çünkü Gülen’in son konuşması cemaati için bir talimattı. Onun etrafında Kürtlere her hakaretinde “amin, amin” diyen cemaatçiler köşe yazılarında, tv programlarında, sosyal medyada, poliste, orduda ve siyasette gereğini yerine getirmek için özel bir çaba gösteriyorlar. Velhasıl, Fetulla Gülen, çok kirli ve karanlık bir iş çeviriyor. Kürtler başta olmak üzere Türkiye halkları bu şahsın kirli ve karanlık yüzünü açığa çıkarmalıdır. Çünkü mesele inanç ve kültür meselesi değil, faşist bir zihniyetin kendisini katliam çağrıları ile dışavurmasıdır.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Bedirhan 6 yıl önce yorumlandı

Gülen Cemaati'ne ait olduğu belirtilen evde kalan üniversite öğrencisi Cemil Yıldız, ailesi ile Kürtçe konuştuğu için küfür ve hakarete maruz kaldığını belirtti. Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi Cemil Yıldız, maddi durumu iyi olmadığı için lise yıllarından bu yana ara ara gittiği cemaat ortamına üniversite okumak için geldiği İzmir'de de giden bir öğrenci. PKK'nin Çukurca eylemi ve Van depreminin ardından batı illerinde yaşanan ırkçı saldırılara Yıldız da İzmir'in Bornova İlçesi'nde kaldığı cemaat evinde maruz kaldı. Cemaat evindeki Astsubay: Bu evde Kürtçe konuşma Diyarbakır Hani nüfusuna kayıtlı Yıldız, geçmişten bu yana sık aralıklarla kaldığı cemaat evlerinde özellikle son günlerin siyasi atmosferinden kaynaklı, Kürtlere dönük saldırılardan nasibini aldığını belirtiyor. Sık sık ev içinde Türkçe dışında bir dil konuşmaması için uyarılan Yıldız, bir keresinde de evlerine Başbakan Erdoğan'ın annesi adına mevlit okumak için gelen bir Astsubay'ın ev içinde Kürtçe konuşmaması için uyarılarıyla karşılaştığını iddia etti. En son Van depreminin ardından evde kendisine dönük tepkilerin arttığını dile getiren Yıldız, "Benim kardeşim de deprem sırasında Van'daydı. Sohbet sırasında devletin oradaki halkı dikkat almadığı yönünde sözler söyledim. Evdekilerin hepsi bana, 'Sen nasıl onları eleştirirsin. Onlar inançlı insanlar' dedi" diyerek, o günden sonra ev halkının kendisine bakışının değiştiğini aktardı. 'Kart-kurt dilini de al git' Olayın yaşandığı gün olan 28 Ekim akşamı evde ailesi ile telefonda Kürtçenin Zazaki lehçesi ile konuşan Yıldız, yanına gelen şakirtlerden birinin, sert bir üslupla, "Burada Türkçe konuşacaksın, buranın dili Türkçe, bu dili anlamıyorum" dediğini aktararak, olay büyümesin ve ailesi endişelenmesin diye telefonu kapattığını söyledi. Başka odaya gitmek üzere yerinden kalkmasına rağmen, sataşmasını sürdüren aynı kişinin kolunu büktüğünü belirten Yıldız, "Bu kart kurt dilinizi de alın ve hangi dağda konuşuyorsanız gidin orada konuşun. Siz medeniyetten ne anlarsınız. Senin gibi dağdan gelenin İzmir'de ne işi var. Türk topraklarını terk edin, Irak'a gidin" dediği iddia etti. Yıldız, "Bana hakaret etmesi üzerine saygılı olmasını söyledim. Çocukla alay eder gibi yanağıma vurarak, kendince beni korkutmak istedi. Saldırısının dozunu arttırması üzerine, kendimi korumak ve olayı büyütmemek için onu ittim ve odama çekildim" dedi. Dakikalarca süren saldırıya kimse müdahale etmedi Odasına giderek yatağına yaslandığını ve içeri girdiğini fark etmediği aynı kişinin bir anda kendisine saldırmasıyla neye uğradığını şaşırdığını belirten Yıldız, "Evde bulunan diğer kişilerin de hazırladığı ortamla içeri gelen bu kişi ben yatağa yaslanmış bir şekildeyken, hiç beklemediğim anda bana vurmaya, belime baskı yapmaya başladı. O anda canım çok yandı ve hazırlıksız yakalandığım için kendimi koruma şansım yoktu. Sırtımı birkaç kez dişledi. O bana saldırdığı sırada diğerleri hiç içeri gelmedi. Yaklaşık 5-6 dakika boyunca bana saldıran bu kişiyi o sırada eve giren bir başka kişi engelledi" diye konuştu. 'Cemaat, Kürt çocuklarını kendi kültüründen utanan birey yapıyor' Yaşadığı olayın travmasını yaşayan Yıldız, birçok eşyasını dahi alamadan çıktığı eve bir daha geri dönmediğini belirtti. Kendisine yapılanın münferit olmadığını dile getiren Yıldız, yıllardır bir şekilde kaldığı cemaat evlerinde fiziki şiddetin yanı sıra özellikle asimile etmeye dönük ciddi çabaların olduğunu ifade etti. Yıldız, "Maddi durumu iyi olmayan, binlerce Kürt çocuğu bunların ellerindeki sınırsız imkanların cazibesiyle aile ve çevrenin dayatması ile onlara dahil oluyor. İdeolojilerinin en önemli ayağı olan Türk-İslam sentezini Kürt çocuklarının üzerinde uyguluyorlar. Yapmak istedikleri yegane şey Kürt çocuklarını aidiyetlerinden korkan, kültürlerinden utanan kompleks bireyler yapmak" diye konuştu. KAYNAK: yuksekovahaber.com

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Muzaffer Kurdox 6 yıl önce yorumlandı

Öncelikle Allahın afına sığınarak bazı hakikatları dile getirmeye çalıştım. Yalnız kestiğiniz kelimeler asla hakaret olmayıp bazı hakikatları dile getirmeye çalıştım ve bunun herzaman arkasındayım. Benim gibileri Ergenekoncularla suçlayıp kendisine itiat ettiği zalim hocası gibi kestirmeden kandıracağını sanıyor. Yalnız çok yanılıyor. Ali Haydar denen gibi kişiler önce döllerini araştırsınlar. Kimse Kürd Milletinin dinini tartışma konusu yapmaya dahi hakkı yoktur. Zaten bu milletin böyle bir sorunu da yoktur. Bu kaddim milletin varlık ve özgürlük sorunu vardır. Bunun içinde çocukları mücadele ediyor, kimyasal silahlarla katlediliyor, zindana atılıyor her türlü insanlıkdışı muameleye uğruyor. Bundan dolayı bu mücadele kutsal bir olgudur. Karşımızdakinin sadece söylediklerini değil emel ve zihniyetiyle nasıl hareket etiğini de görmek gerekir. CHP şahsında İttihat ve Teraki ve Ergenekoncuları anladık ama din adı altında bu münafıkların ve cemaatın Kürd Milletinden istedikleri nedir?

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ali Haydar 6 yıl önce yorumlandı

hani hakaret küfür yayinlatmiyacaktiniz nedir bu ergenekon döllerinin kürd kisvesi altinda Hoca efendiye saldirmalari bu insan bozmalari arishtirmadan okumadan hirilticikartib saldiriyorlar site yöneticilirin galiba medya kurallarinin ne olduxunu bilmiyorlar yaziklar olsun meger kimler kürd kisvesi ve mazlum rolleri oyniyarak islama ve islam alimlerine saldiriyorlar meger kimler interneti arac olarak kullanib dine imana saldiriyorlar nasilki bir kisim kürdler suriyede zalim esaddin tarafini tutuyorlar mazlum halkin o zindik tarafindan katl edilemsini alkisliyorlar ayni insan bozmasi birkisim garib yaratiklarda kürd kisvesi altinda ergenekonun tarafina gecib islama saldiriyorlar vebu sitede canak tutuyor sizste yöneticileri bu yorumu okuyun ama yayinlamayin cünki bundan sonra artik bu din düshmani siteye girmiyecexim Allah sizleri islah etsin islahiniz kabil dexil Allah sizi bildixi gibi yabsin yuuuuh bu insanlik dishi anlayishiniza YÖNETİM: Sayın ziyaretçi, bizdeki yorumlar internet medyasının en hafif ve seviyeli yorumlarıdır. Size yakın olan sitelere girin bakalım; Ne tür kelimler kullanılıyor. Bize eleştiri ve hakaret arasındaki farkı öğretemezsiniz. Size tavsiyemiz; önce kendi seviyenize bakınız ve onu düzeltiniz.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Muzaffer Kurdox 6 yıl önce yorumlandı

Dikkat edilirse o abd de tutuklu değildir. Onu ta abdnin kendisi çağırdı ve stratejisini uygulatıyor. Müslümanım ve insanım diyen herkes onun o şişmiş ...... gözlerine kanmasın. Bu adam araştırıldığında Azeri..... devşirmesi olup Kürd Milletinin acımasız düşmanıdır. O Saidi Kurdinin felsefesini dahi değiştirip sansürleyerek kendi himayesinin altına koymuş, ve kendi emellerini de katıp bunu adına türk dedikleri bir etnisitenin hizmetinde kulanıyor. Burda etnik milliyeti önemli değil müslümanım diyen herkes birkere daha düşünmelidir. Bu adam açıkça günah işliyor. Kürd Milletinin kökünün kazınmasını yani soykırımını çoktan planlamış ve bunu büyük bir hevesle istiyor. AKPye Türk devletinin askerini son olayda olduğu gibi ....kürtlere karşı niye insanlıktan çıkmış vahşice saldırtmadığını söylüyor, ve türk askerini bunun için azarlıyor ve açıktan talimat veriyor. Burada Allah katında bu korkunç zihniyet ve emele karşı mücadele etmek Kürd Milleti şahsında insanlık adına kutsal bir zaruriyettir. YÖNETİM: Lütfen hakaretvari sözcükler kullanmadan düşüncelerinizi yazınız.

0 Kişi beğendi.