Gündem: Yolsuzluk operasyonu

20 Aralık 2013 Cuma 00:38

Medya'dan tanıdık bazı sosyal demokrat aydınların Yolsuzluk operasyonu bağlamında gündeme ilişkin görüşleri...

Gündem: Yolsuzluk operasyonu
Halil Berktay: [19 Aralık 2013] Demokratlar, uyanın. Erdoğan düşmanlığının ufkunuzu karartmasına izin vermeyin. Yaygın yolsuzluk bir gerçek. Ama ne için kullanıldığı da önemli. Almanya’da, Weimar Cumhuriyeti’nin 1919-1930 arasındaki görece liberal dönemi de, her türlü yolsuzluk dahil binbir pislikle malûldü. Özetle, kusurlu bir demokrasiydi. Ama bu eksik ve gedikler cumhuriyet ve demokrasi fikrinin kendisini nötralize etmek için kullanılınca ve insanlar o mevcut demokrasiye sırt çevirince, Hindenburg’un olağanüstü yetkilerle donatıldığı 1930-1933 yıllarında, giderek otoriterleşen Brüning, Papen ve Schleicher hükümetleri birbirini izledi ve sonunda kazanan Hitler oldu. Bugün de yolsuzluk, bu sefer sadece seçilmiş AKP hükümetini değil, onun şahsında Türkiye’nin kusurlu demokrasisini nötralize etmek için kullanılıyor. Buna izin vermeyin. Örtük ve sorumsuz Cemaat bağlarının karşısına dikilin. Weimar Türkiyesi’ne sırt çevirmeyin. Sahip çıkın ve savunun.

Oral Çalışlar: “Yolsuzluk”, hükümete karşı bir operasyon bahanesi. Devlet içinde gizli ve paralel örgütlenmeler kuran, Kürt sorununda çözümü engellemek için provokasyonlara başvurmaktan çekinmeyen bir güçten söz ediyoruz.

Bu kontrolsüz gücün, meşru ve seçilmiş hükümete karşı, kimlerle işbirliği yaptıklarını kestiremeyeceğimiz bir operasyonla giriştiği bu kalkışmanın meşruiyetini kim söyleyebilir?

“Operasyoncular”ın, hükümetin yumuşak karnı olarak “yolsuzluğu” bir çalışma alanı olarak gördükleri anlaşılıyor. Bu konudaki zaaf ve kirlenmenin de buna müsait bir zemin hazırladığı söylenebilir.

Sonuç: Seçilmiş bir hükümetin, seçilmemiş ve otoriter bir güçle yönetilen bir “paralel devlet”in yürüttüğü operasyonla düşürülmek istenmesini meşru bulmak mümkün değildir.

Gürbüz Özaltınlı: Türkiye’nin değişme kapasitesini sınayacağız. Şubat darbelerinin ömrünü yeniden test edeceğiz. 28 Şubat darbesi 1000 yıl yaşayacak diyenlerle 7 Şubat darbesinden medet umanlar aynı cephede buluşmuş gözüküyorlar. Bu bürokrat “demokrat”lara karşı benim yerim seçilmiş “diktatör”ün yanıdır.

Yolsuzluklara gelince… Bu ülkede en az şaşıracağım şeydir yolsuzluk. Daha fazla şaşıracağım şey, hükümetin yolsuzluğu örtüyor görüntüsü vermesi, milyonlarca insanın kendisine olan güvenini zedelemesidir. Umarım bu yola sapılmaz.

Hidayet Ş. Tuksal: Utanıyorum!

Neredeyse hepimiz AK Parti’nin en büyük sınavının yolsuzluk konusunda olacağını biliyorduk! Benim sadece gazete köşelerindeki iddialardan ibaret olan bilgilerim bile ortada ciddiye alınması gereken bir durum olduğunu gösteriyordu. Dün ve bugün ortaya dökülüp saçılanlar, hangi çevrelerin işi olursa olsun, AK Parti’ye oy vermiş insanlar açısından utanç vericidir ve ben de utanıyorum. Zamanlama, işin içindeki lobiler ve Cemaat unsuru hepsi bir arada düşünüldüğünde, AK Parti’ye büyük bir darbe vurulmak istendiği açık ve ortada, bunu önemsiz görmüyorum. Ancak, suçlamaya konu teşkil eden yolsuzluk ve rüşvet iddialarının gazetelere düşen ayrıntıları insana “pes be, bu kadar mı olur!” dedirtiyor. Ve tabii ki cümle âleme nizâmat vermeye çalışan bir başbakanın -en iyi niyetli çıkarsamayla- kendi bakanlarının bu kabil marifetlerinden haberdar olmaması- yine en iyi niyetli çıkarsamayla- bir “acz”dir. Sağduyum, “işini yapan” polis şeflerinden önce, “işini bilen” bakanlarını görevden alması gerektiğini söylüyor. Bir de bu ayıbı nasıl temizleyeceği konusunda oturup iyice düşünmesini…

Alper Görmüş: Gözümüzün önünde cereyan etmekte olan iktidar mücadelesini şimdilik sadece siyasi yönüyle tartışıyoruz… Bu mücadelenin siyasi anlamı nedir, muhtemel siyasi sonuçları ne olacak… Bu türden sorulara cevaplar arıyoruz.

Bunlar önemli ve şu günlerde bunların öne çıkması da gayet doğal. Fakat ben, yaşanan kavganın, Müslümanların siyasal kültürlerinin temel kodlarından birinde yaratacağı (yaratmakta olduğu) değişikliği de analiz etmemiz gerektiğini düşünüyorum… O da şu: Geniş dindar-muhafazakâr kitlelerin siyaset algısında “kardeşlik” değeri, bu çatışmanın bildiğimiz türden bir iktidar kapışması olduğunun ortaya çıkmasına kadar her şeyin üstünde tutulan bir değerdi. Müslümanların kardeşliğinin her şeyi halledebileceği düşünülüyordu (Siyasal aktörlerden söz etmiyorum, onlar siyasetin içinde siyasetin doğası hakkında çoktan bir fikir edinmişlerdi ve bir gün kıyametin kopacağını biliyorlardı). Onlardan değil, onlara oy veren ve olan biteni şaşkınlıkla izleyen milyonlardan söz ediyorum…

O insanlar yaşıyorlar ve görüyorlar ki iktidar duygusu kardeşlik duygusundan (İslam kardeşliğinden bile) daha güçlüdür.
Bu kavganın o insanların bilinçlerinde derin bir kırılmaya yol açacağını, bunun da siyasetin “normalleşmesi”ne katkıda bulunacağına inanıyorum ve bu yönüyle hayırlı olduğunu düşünüyorum.

Serdar Kaya: Serbestiyet‘teki yazımda da belirttiğim gibi, otoriter devlet yapımızın anormalliklerinin kadrolaşma ihtiyacını normal kıldığını düşünüyorum. Ancak daha da kötüsü, bunun bizim normalize ettiğimiz tek anormallik olmaması. Örneğin, AKP ile Cemaat arasındaki mevcut çatışmada karşılıklı olarak dışavurulan öfke ve nefretin dozu da anormal. Bunu da, otoriter siyasi kültürümüzde demokrasi ve uzlaşının çok fazla yeri olmamasına bağlıyorum. Her ne kadar bu kavgacılık ve üslup sorunu an itibariyle konunun merkezinde addedilmese de, tarafların tabanında daha da aşırı bir hal alan bu gibi anormalliklerin işleri daha da içinden çıkılmaz bir duruma sürükleyebileceğine inanıyorum. Bu nedenle, her ne kadar Cemaat’in yeni tavrını daha ofansif ve daha uzlaşıya kapalı bulsam da, her iki taraftan tartışmaya katılanların da ekseriyetle sağduyudan, rasyonaliteden ve nezaketten uzak olmalarını ülkenin geleceği adına üzücü buluyorum.

Tuncer Köseoğlu: Benim bu konuda tavrım net. Oysa bilenler bilir bir konuda otuz değişik yerden bakar, sonra vicdan yapardım. Bu kez öyle düşünmüyorum. AKP’yi seversiniz ya da sevmezsiniz ayrı mesele -ki ben iktidarları sevmem. Bu operasyonun altından AKP kalkamaz ise ülke karanlığa gömülmekle kalmaz ufukta beliren barış ihtimali de ortadan kalkar… Bir sivil iktidarla mücadele edersiniz, burada kimle neyi konuşacaksınız. Askeri vesayet bile belirgindi, burada o bile yok… Çok tasa etmesem de memleket meselelerini ilk kez bu kadar çok kaygılıyım…

Serbestiyet 

Yorum Gönder