Kürtlerin Leyla bacısı

17 Haziran 2012 Pazar 13:47

Leyla Dağlı, Silvan'da yoksulluğun dizboyu olduğu bir köyde doğdu. 14'ünde kuzeni Mehdi'yle evlendirildi. Evliliğinin ilk gecesinde siyasetle de tanıştı.

Kürtlerin Leyla bacısı
“Ben oturduğum yerden gayet soğukkanlı bir şekilde kürsüye yürümeye başladım. Kürsüye çıkmadan tepkiler gelmeye başladı. Habire bağırıyorlardı. ‘Başının üstündeki bayrağı indir’ diyorlardı. Ben soğukkanlılığımı koruyarak kürsüye ulaştım. Yemin metnini okudum. Bitirdikten sonra Kürtçe ‘Ben bu yemini Kürt ve Türk halklarının kardeşliği için okudum’ dedim. Sanki Meclis’in duvarlarına dinamit koymuştum. Başta Demirel olmak üzere diğer bütün milletvekilleri nasıl da masalara vuruyordu. … Aslında fırsat verilseydi aynı mesajı Türkçe de verecektim.” 

Böyle anlatıyor Leyla Zana 6 Kasım 1991’i. Bütün mesele başındaki üç renkli saç bandıydı. Ama sayın vekillerim, halkım, medyam bunu ‘cüretkâr Kürt kızının’ yanına bırakmazdı elbet! “Teröristler Meclis çatısı altında” dediler, hemen Meclis’i Kürtlerden kurtarma operasyonuna giriştiler. Sayın yargımın da yardımıyla Leyla Zana ve üç vekil arkadaşı tutuklanıp 10 sene kadar içeriye tıkılmış ve memleket bütünlüğünü korumuştu. Kaderin dansözlüğüne bakın ki, bugün bütün bu sayınlar toplanmış, Leyla Zana’nın “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Şimdi hepimizin yapması gereken, hepimizin Başbakan’ın sorunu çözmesinde yanında olduğumuzu ona hissettirmemiz, onu teşvik etmemizdir” demesini yere göğe koyamıyorlar. Oysa Zana siyasete girdiğinden beri lafı eğip bükmüyordu. Ayrıca biraz hadsiz miydi ne? Hem kadındı hem Kürt’tü, ezik olması lazımdı, nasıl da böyle dikleniyordu? Sorun Zana’nın ‘muktedirlerin istediği dilden konuşmaması’ydı. İnadına kendi istediği gibi konuşuyordu. Ve hep aynı şeyi istiyordu: ‘Kürtlerin hakları.’ Biraz sert konuşuyordu ama yaşadığı hayata bakılırsa buna da gani gani hakkı vardı. 

Kürt ve köylü kızı

Leyla Dağlı, Mayıs 61’de Silvan Bahçeköy’de doğdu. Beşi kız biri oğlan altı kardeştiler ve yoksulluk diz boyuydu: “Çocuksu heveslerim arasında okuyup keşke doktor, eczacı ya da avukat olsam gibi hedefler olmasa da hemşireliğe karşı bir ilgim vardı. Çünkü çevremizdeki hastalara iğne yapacak kimseyi bulamazdık ve bundan çok etkilenirdim. Elimde eski bir enjektör, yastık, yorgana iğne yapar, her yanı delik deşik ederdim.” 

Bir heves ilkokula yazıldı, Türkçe öğreniyordu ama okul macerası bir yılda bitti. 14’üne gelince 1975’te kuzeni Mehdi Zana ile başgöz edildi. Evliliklerinin ilk gecesinde, hiç bilmediği bir ortamda, saatlerce kocasını bekledi. Geldikten hemen sonra da polis alıp götürdü! (30 yıllık evliliklerinin hepi topu 5 yılını birlikte geçirdiler.) 14’ündeki çocuk gelin, o zamanlar siyaset nedir bilmiyordu, sonrasında fena halde öğrenecekti. Kadınların hiç olduğu erkek dünyasına isyanı vardı ama daha çok küçüktü. 15’inde ilk kez kendi istediğini yaptı: Zorla kapatılan başını açtı. İlk çocuğunu doğurdu. Mehdi Zana Diyarbakır Belediye Başkanı’yken, 1980’de tutuklanıp 35 yıla mahkûm edildi. “Daha 20 yaşındaydım. Bir oğlum vardı ve kızıma hamileydim. Mehdi tutuklandıktan sonra bir yıl hep ağladım. Nasıl hayatta kalacağımızı bilmiyordum. Ailem zengin değildi, maddi bağımsızlığım yoktu, durum çok umutsuzdu.” 

Ama inatçıydı. Çocuklarıyla beraber Türkçe öğrendi, ilkokul, ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirdi. Kocasının peşinden Diyarbakır , Afyon, Aydın, Akşehir cezaevlerine gide gele Kürtlüğünü, kadınlığını, kötü muameleyi ve dik durmayı öğrenecekti. İlk olarak 88’de tutuklandı. Sıcak bir temmuz günü kocasını görmek için beklerken. “Bizi bahçeye aldılar ve mahkûmlarla görüşemeyeceğimizi söylediler. Ama o sırada duvarın arkasından görmeye geldiklerimizin dövüldüğünü duyuyorduk. Bir anda herkes bağırmaya ve taş atmaya başladı.”

Gözaltına alındı ve içeride kaldığı 50 gün içinde işkenceyle iyice bir tanıştı. 

Savcıların en sevdiği

O zaman kararını verdi, artık daha aktif olacaktı. Yeni Ülke gazetesinde çalışmaya başladı, Diyarbakırİnsan Hakları Derneği’nin kurucularından oldu. Kürtler de ‘Leyla bacı’larını sevmiş ve siyasette görmek istiyorlardı. Sarı çiçekli elbisesi, başında beyaz tülbenti ve taktığı üç renkli saç bağıyla çıktığı siyaset yolunda, 45 bin oy alarak, 20 Ocak 91’de TBMM’ye giren ilk Kürt kadın milletvekili oldu. Ve tabii ki dokunulmazlığı kaldırılarak 94’te 10 yıla mahkûm edilip içeriye tıkılan ilk Kürt kadın mebus da!

Memleketimiz bir hainin başını ezdiği için huzur içindeydi ama şu Frenkler bir türlü rahat durmuyordu. Leyla Zana’ya özgürlük kampanyaları düzenliyor, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriyor, Paris’te bir sokağa adını koyuyor, Avrupa Parlamentosu Sakharov Ödülü’nü veriyor, yani anlayacağınız ‘dış mihraklar’ sürekli çomak sokuyordu. O ise içeride yazmaya devam ediyordu. 2004’te tahliye olduğunda artık siyaseti düşünmüyordu ama Kürtlerin hakkı için didinmeye devam etti. Tabii, her lafına gelsin soruşturmalar, gitsin davalar! 10 yıldan sonra bile akıllanmıyordu inatçı kadın. “Dilimizi yaşatacağız” diyordu, “Üç önderimiz var” diyordu. Yiyordu cezayı. Savcılar kendisini pek seviyordu. 1994’ten beri: 

“1994’te gözaltına alındığımda beni sorgulayan savcı sormuştu: ‘Peki bu ülkede Kürtlerin hakları verilirse diğer halklar ne olacak? Onlar da mı isteyecek?’ Bu soruya ‘evet’ demiştim. ‘Herkes kendi kimliğine, kendi kültürüne sahip olabilmeli.’ Bunu deyince, savcı beni dövmek istedi. İkinci savcı onu tuttu.” 

Medya da ‘Kritik seçimin provokatörü’, ‘Zana geriyor’, ‘Eyalet istiyormuş!’ gibi başlıklarla yardımcı oluyordu. Halkım arasında da ne çirkinliği, ne maşalığı ne de bölücülüğü kalmıştı, şükür! Hatta bir ara “bilmem ne firması Zana’nınmış, vatanını sevenler alışveriş etmesin” diye kampanyalar bile başlatıldı. 20 yıl sonra 1 Ekim 2011’de Diyarbakır bağımsız milletvekili olarak tekrar Meclis’e geldi, artık daha durgundu ama umudunu her nasılsa hiç yitirmedi. “Her gün gençlerimiz ölüyor. 10 sene sonra yeniden çözüm aradığımızda binlerce çocuğumuzu kaybetmiş olacağız. Siyaset umudu koruma sanatıdır.” 

Bir zamanlar “Bölücüsün kabul et” diye bağıranların bugünkü umudu Leyla Zana ! Ey muktedirler, hayat insana neler ediyor, değil mi? (Nazan Özcan - Radikal)

Yorum Gönder