Kitap Okuma Meselesi

10 Ekim 2011 Pazartesi 00:36

Yazar Yıldız Ramazanoğlu, Haftalık Özgün Duruş Gazetesi'nde Türkiye toplumunun çok önemli bir sorunu olan ''kitap okumama'' kitap okuma eksikliğini ve okumaya karşı ilgisizliği ele aldığı yazısında; bu sorunu aşmaya dönük çabaları ele aldı.

Kitap Okuma Meselesi
Türkiye’de neden yeterince kitap okunmadığı meselesi sıklıkla gündeme gelir ve yapılan bazı araştırmalardaki veriler canımızı sıkar. Bu veriler ailenin ya da kişilerin bir yılda kitaba yatırdıkları para, basılan kitap sayısı ve yılda kişi başına düşen okunan kitap sayısı gibi rakamlardır ki bir Japon’un senede en az 25 kitap okumasıyla başlar, bizde ise altı kişiye bir kitap düşmesiyle biter. İhtiyaçlarımızın sıralanmasında kitap 235. gelmekte. Bir başka veriye göre de ülkemizde sürekli ve düzenli olarak kitap okuyan ve yayınları takip eden kişi sayısı 40 bin civarında. Bütün bu düşük rakamlara darbelerin yol açtığını, insanların bu yüzden sorgulama kabiliyetini yitirdiğini, başka deneyimlere, farklı düşüncelere, değişik dünyalara vakıf olma isteğinin öldürüldüğünü düşünenler hiç de az değil. Peki ne yapmalı? Yüz binlerce ailenin veli toplantılarına bile katılmadığı, iktidarların, otoritelerin, devletin sorgulanamadığı, anne babaların okula giden çocuğunun bütün sorumluluğunu öğretmenlerin üzerine yıktığı bir yerde kitaptan uzaklaşmaya varan zincir nasıl kırılacak. Bu sorunun cevabı o kadar kolay değil. Okumak çocukların ve gençlerin vazifesi gibi algılandığı, statü ve ardından para kazanmanın yolunu açacak teknik bir konu olarak görüldüğü sürece bir mesafe kat etmek çok zor.
Cumhurbaşkanımızın eşi Hayrünnisa Gül tarafından başlatılan ve himaye edilen Konuşan Kitap Şenliği programı Kayseri, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın ardından geçen hafta 28 Eylül’de Ordu’da gerçekleşti. Yüze yakın yazar şair çizer ve yayıncı geldi şehre. Öğretmenlerin mihmandarlık etmesi ayrı bir güzellikti. 3000 den fazla öğrencisi bulunan Ordu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi müdürü Gökhan Melikoğlu ve okulun 17 edebiyat öğretmeninden biri olan Mine Yaka’nın gayretleriyle lisedeki öğrencilerle gerçekleştirdiğimiz okuma ve sohbet toplantısında karşımda tertemiz beyaz birer sayfa gibi duran öğrenci yüzlerini görünce her şeyin en iyisini hak ediyorlar, onlar için verilen bütün emeklere değer diye düşündüm bir kez daha. Ordu’nun güzellikleri, denizin büyüleyici etkisi bir yana gençlerin yol açtığı ortak tefekkür anı çok önemliydi benim için.
Ordu Valisi Orhan Düzgün başta olmak üzere birçok kurum ve kişi seferber olmuştu bu organizasyon için, şehir güzel bir ev sahipliği yaptı ama okur ve yazarın daha etkin buluşabilmesi için alınması gereken önlemler, atılacak adımlar gözden geçirilmeli ve program toplumun derinliklerine nüfuz etmeli diye düşünüyorum.  
Sonuçta iş yine özellikle ebeveynlere düşüyor. Evde okuma saatlerinin olabilmesi, bir çocuğun anne ve babasını elinde bir kitapla başka dünyalara açılırken ve arada ev halkına pasajlar okurken, okuduklarını tartışırken görmesi evde bir kütüphanenin varlığı ve ekmek alma doğallığı içinde kitapçılara gidilmesi... Bunlardan daha etkili hiçbir şey olamaz. Çocuğa tahtalardan çakılıp çatılmış iki raftan ibaret bir kitaplığın tahsis edilmesinden daha güzel ne olabilir.  
Ordu’da ya da başka şehirlerde görüştüğüm sevgili öğretmenlerimizin birçoğunun gençlerin ancak televizyon seyretmenin bir devamı sayılabilecek vampir veya Harry Potter türü kitapları tercih ettiklerini söylemeleri düşündürücü. Şiir hikaye roman siyaset ve tarih okuyanlar da var elbet. Fakat onlar da okuduklarını tartışacak, analiz edecek ve başkalarıyla paylaşacak zeminlerden mahrumlar ve böyle amaçlarla bir araya gelinebilecek ortamlar son derece sınırlı. Bu yöndeki çabaların önemini, bu çalışmalara eğilen gençlerin emeklerinin kıymetini bir kez daha anlamış oldum. Samsun’dan geçerken Yolcu Dergisini düşündüm mesela. Nice gençlerin buluştuğu, piştiği bir ocak. Emek verenlere dua ettim. Ordu’dan Ünye’ye geçip Kertenkele dergisini çıkaran gençleri görebilseydim keşke. Buradan selam edeyim hiç değilse.
Okunan kitap sayısı etkinlik boyunca çok fazla gündeme geldi ama sayılardan daha önemli olan okumanın mahiyeti, neye yol açtığı, paylaşma ortamlarının yaratılıp yaratılamadığı.  Bazen Peyami Safa’nın dediği gibi “on kitap okumak yerine bir kitabı on kere okumak” bize daha fazla şey katabilir mesela.
Lisedeki buluşmamızda tarihçi Hasan Basri Bilgin’in Osmanlıda insan ilişkileri yönetim felsefesi ve toplumsal yaşamdaki paylaşma üzerine yaptığı sohbet de gençleri geçmişleriyle ve değerleriyle buluşturdu ve etkili oldu. Aslında Batı medeniyetinin sınırlarıyla karşılaştığımız şimdiki zamanda, gençleri aileden kardeşlerimizden başlayarak ülkemize Batı’ya ve adaleti arayan dünyaya ne verebiliriz sorusuna yöneltmeliyiz belki. Bu konulara cevap arama macerası onları kitapların engin deryasına çekebilir. Bu da her bir gencin biricikliğini, yetkinliğini, saygıdeğerliğini, içlerindeki sonsuz enerjiye ve iyi insan olma gücüne güvenimizi evde okulda yaşamın her alanında teslim etmemizle, onlara inanmamızla başlar. 
ÖZGÜN DURUŞ

Yorum Gönder