Kürt Said Nursi'nin eline Türk bayrağı vermek!

28 Ekim 2011 Cuma 22:02

23 Nisan müsameresi tarzında bir Türk bayrağı monte edilen at üstündeki Bediüzzaman Said Nursi fotoğrafı... Gazetekurd'den Nevzat Eminoğlu'nun yazısı...

Kürt Said Nursi'nin eline Türk bayrağı vermek!

Sızıntı’nın sıkıntısı ya da Türk dindarlığının çıkmazı
 “Sızıntı” dergisi uzun yıllardır yayın yapan ve dindar bir camia olan Zaman gazetesi ve Samanyolu TV çevresine ait bir dergi. Bu derginin 389. sayısı ile en son çıkan Haziran 2011 tarihli nüshasının kapağında fotomontaj tarzında resmedilen ve eline 23 Nisan müsameresi tarzında bir Türk bayrağı monte edilen at üstündeki Bediüzzaman Said Nursi fotoğrafı üzerine yazmağa mecbur oldum.

Nursi’nin 1960 yılında vefatından sonra, onun modern bilgi çağına da hitap eden dini düşüncesi çevresinde farklı Nur ekolleri oluştu. Çünkü bir ve birkaç kişinin ve ya sadece bir cemaatin onun çok yönlü, imani, sosyal ve siyasal fikirlerinin tümünü kuşatması mümkün değildi. Hele seksen küsur yıllık Atatürk milliyetçiliğine dayalı Türk ırkçılığı anlayışı üzerine kurulu eğitim sistemi ürünü yarım dindar insanlar da bu cemaatlere dahil olunca, bu camiaların bir kısmında milliyetçi- muhafazakar bir ton hakim olmaya başladı.

32745Ben şahsen Bediüzzaman Said Nursi’nin bir Kürt olarak içinde Kürt özgürlüğü ve birliğini de savunduğu eski eserleri ile iman ağırlıklı son eserlerini beraber okuyup esas alan ve onun muhalif ve sivil itaatsizlik öncüsü kimliğini gizlemeyen Nur camialarını kendi dindarlık anlayışıma daha uygun buluyorum. Bununla beraber Bediüzzaman Said Nursi’nin “müspet hareket” diye ifade ettiği “kendi meşrep ve ekolünün muhabbetiyle hareket etmek, fikir ve anlayışını, başkasınınkinin tahribine bina etmemek” şeklindeki insani ve vicdani ölçütü gereği yukarıda sözü geçen camiayı da uluorta yerde yıkıcı eleştiriye tabi tutmayı gereksiz ve yakışıksız görüyorum. Beğenmediğimiz, benimsemediğimiz bir fikri ve anlayışı, bilgi asrının ve medeni olmanın bir gereği olarak Bediüzzaman’ın tabiriyle “nezihane, nazikane ve kavl-i leyin ile” yapıcı eleştiriye tabi tutmaktır esas olan. Kaldı ki son yıllarda sarsılan askeri vesayet sistemi ve statüko, seksen küsur yıldır Türkiye’de sistem muhaliflerini birbirine kırdırarak hayatiyetini sürdürdüğü de bir gerçek.

Fakat Sızıntı dergisinin bu son sayıda, Nursi’nin de açıkça telin ettiği, “sadık-i ahmak/ahmak dost” diye tanımladığı ve “akıllı düşmandan daha zararlı” bulduğu böyle bir fecaate imza atması, Bediüzzaman’ın diliyle acıyı söylememize neden oldu. Sızıntı’nın kendi milliyetçi muhafazakar zihniyetle kirlenmiş dini anlayışına, sorumsuz bir şekilde Bediüzzanan’ı alet etmesi ve figüran yapması, “bu kadar da olmaz” dedirtecek cinsten bir şey. Mektubat isimli eserinde Nursi bu konuda aynen şunları der: “Tahribatçı ehl-i bid'a iki kısımdır:

Bir kısmı, güya din hesabına, İslâmiyete sadakat namına, güya dini milliyetle takviye etmek için, "Zaafa düşmüş din şecere-i nuraniyesini milliyet toprağında dikmek, kuvvetleştirmek istiyoruz" diye, dine taraftar vaziyeti gösteriyorlar. İkinci kısım, millet namına, milliyet hesabına, unsuriyete kuvvet vermek fikrine binaen, "Milleti İslâmiyetle aşılamak istiyoruz" diye, bid'aları icad ediyorlar.
Birinci kısma deriz ki:

Ey "sadık-i ahmak" ıtlakına mâsadak biçare ulemâü's-sû' veya meczup, akılsız, cahil sufîler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet, mevhum, muvakkat, cüz'î, hususî, menfî, belki esassız, garazkâr, zulümkâr, zulmanî unsuriyet toprağına dikilmez. Onu oraya dikmeye çalışmak, ahmakane ve tahripkârâne, bid'akârâne bir teşebbüstür…..
29. Mektup 7. Kısım, s. 439,

Sızıntı’nın yaptığı, en iyi niyetli yorumla birinci kısma giriyor. Ama burada Bediüzzaman’nın tabiri ile öyle bir “meczupluk”, “akılsızlık” ve “cahil sofuluk” var ki Bediüzzaman gibi Türk olmayan bir alimin eline -ki kendisi eserlerinin bir çok yerinde Kürt olduğunu söylediği ve adını bir çok yerde Said-i Kürdi olarak yazdığı halde- Türk bayrağı vermek, ancak bu sıfatlarla ifade edilir. Tam bir “sadık-i ahmak”lık örneği gerçekten. Hani diyelim eline Türk bayrağı verilen kişi, Türk biri olsa ve ya Kürt birine, Kürt bayrağı yakıştırılsa….. yine bir dereceye kadar bu kaba milliyetçi gösteri anlaşılır. Fakat bu kadarına pes doğrusu!

Evet bu bir gerçek ki ülkemiz tarlası, bir asra yakın bir süredir, çok katı, kaba ve ilkel bir Türk milliyetçiliği anlayışı ile sürüldü. Eğitim sistemi de böyle ürünleri verecek şekilde oluşturuldu. Yani Türk insanına- hatta Türk olmayan biz Kürt v.s.lere de- öyle yüksek dozda ve uzun süreli bir ilkel milliyetçilik aşılandı ki -Türkleri geçelim -biz Kürtlerin bir çoğu bile liseye kadar katı bir Türk milliyetçiliği ile yetiştik. Sonra gayr-ı resmi gerçek tarihi okuyunca, bu kurgulanmış resmi tarihin tümüyle yalan ve talan üstüne bina edildiğini gördük. Bundan dolayı Türk kardeşlerimizdeki bu Türk milliyetçiliği fazlalığını bir dereceye kadar mazur görüyorum. Zamanla resmi eğitim sisteminin milliyetçilik kirinden arınıp hatta biz Kürtlerden ve diğer inkar ve asimile edilmiş mağdur kimlik ve inançlardan özür de dileyecekler diye ülkemiz insanının insanlığına ve vicdanına güveniyorum. Çünkü böyle erdemli birçok Türk kardeş ve arkadaşım var.

Fakat devlet bile katı Türk milliyetçisi anlayışından vazgeçmeye mecbur kaldığı bir zamanda, Müslüman dindar Türk kardeşlerimizin Sızıntı şahsında bu iflas etmiş inkarcı ve asimilasyoncu anlayışın kılıç artıklarının vekil-i fuzulisi ve kasealisi rolüne soyunmaları anlaşılır gibi değil. Devlet bile inkar ve asimilasyon politikasında başarısız kaldığı ve bundan vazgeçtiğini itiraf ettiği halde, Kürt bir alimin eline Türk bayrağı vermek, asimilasyon politikasını akılsızca sürdürme zavallılığı değil mi? Hele bu, dindar bir camianın yapacağı bir şey mi Allah aşkına?

Ülkemizdeki bu Atatürk milliyetçiliği ile kirlenmiş çarpık dindar ve sol anlayışa baktığımızda, görünen gerçek şu ki Türk dindarları ve Türk solunun ekseri, kemalizmle zehirlenmiştir gerçeği ortaya çıkıyor. Bunun kolayca geçeceği de pek olası görünmüyor. Sanırım bu zehrin etkisi, ancak bu milliyetçi eğitim tezgahından geçmemiş ve Türk milliyetçiliği ile kirlenmemiş yeni bir nesille bertaraf edilecek. İbn-i Haldun Mukaddime adlı eserinde Kur’an’da geçen İsrailoğulları’nın Hz. Musa öncülüğünde kırk yıl çölde gezmesini, İsrailoğullarının Firavun diktatörlüğü altında geçen uzun kölelik döneminin kişiliklerinde oluşturduğu kir ve tahribatı giderme ve yeni, cesur ve temiz bir neslin oluşması hikmetine bağlıyor. Galiba bizde de böyle olacak.

Cumhuriyetin ilk yıllarında kaba ve ilkel bir milliyetçilikle Kürt şehirlerinde zorla Türkçe konuşturmak için “Vatandaş Türkçe Konuş” pankartları asılırmış. Şimdi iflas bayrağını çekmiş bu zihniyeti “cahil sofu” bir anlayışla, Türk olmayanlara karşı“Vatandaş eline Türk bayrağı al” şeklinde diriltmeye mi çalışıyorlar Sızıntı’lı arkadaşlar?

Sızıntı’daki arkadaşlara ve onun mensup olduğu camiaya acıyı söyleyen bir dost olarak şu sızımı da söyleyeyim: Gerçekten siz, Kürt bir alim olan Üstad Bediüzzaman’ı bile Türk bayrağı altına alacak kadar, böyle menfi ve asimilasyoncu bir Türk milliyetçiliği anlayışı ile hareket ediyorsanız, değil dünyayı ve İslam alemini, komşu ve beraber yaşadığınız Kürtleri bile, samimiyetinize ve dindarlığınıza inandıramazsınız. O halde –devletin gerisinde ve gölgesinde dahi olsa- taktirle karşıladığım Kürtçe Dünya TV gibi açılımların da samimiyeti yara alır. Hakeza değişik ülkelerdeki okullarınız ve hala neye hizmet ettiğini anlayamadığım ve hakkında bazı ciddi eleştiriler okuduğum tantanalı Türkçe Olimpiyatları müsamereleri de başka manalara yorulur.

Tüm bunlardan sonra eğer başta Sayın Gülen Hoca Efendi, Zaman gazetesi ve yazarları ve Samanyolu TV olmak üzere, tüm Sızıntı yöneticileri bu olaya bir eleştirileri, bir düzeltme ve özür beyanları olmazsa, o zaman Sızıntı kapağındaki bu vahim durumun işaret ettiği anlayış, tüm camianın yaklaşımı olarak Üstad Nursi’nin, gerçek dindarların, özelde de gerçek Nur talebelerinin ve tüm vicdan dünyasının takbih ve tenkitlerine muhatap ve müstahak olacaktır maalesef.

Daha pek çok şey söylenebilir tabi. Fakat Üstad B. Said Nursi’nin S. Abdulhamit’in, onun Arapça, Kürtçe ve Türkçe Eğitim öngören projesi sebebiyle Tımarhaneye ve İttihad Terakki yönetiminin de, bu konulardaki çalışmalarından dolayı onu hapishaneye atmasından sonra, kendi vatanına dönerken bu konudaki hayal kırıklıkları ve eleştirilerini kaleme aldığı “İstanbul’a Vedaname” sinin sonunda söylediği bir sözü ile bitirelim: “Şayet büyük sorumluluklar, ulvi gayeler ve hadiselerin yarın ne getireceği düşünülmeseydi, nefsimin isteklerine kavuşmasına yol verirdim. Bu, benim çocukluktan beri izlediğim yol ve ulaşmak istediğim gayemdir. Bazı şeyler de var ki gizliyorum; şayet onları da söylersem, barış için bir yer bırakmamış olurum.”

Nevzat Eminoğlu/ gazetekurd.net

Yorum Gönder

Toplam Yorum Sayısı 8

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Meliha Türkmen 4 yıl önce yorumlandı

Gülen Hareketi, 80'li yıllardan sonra İzmir'de başladı. O dönemde Gülen'in kafasında proje şekillendi. Amaç aslında dinden çok, iktidara yönelikti. Sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada da bu böyle. Hareket yapılandığı her ülkede siyasi sisteme sızmaya çalışıyor. Yapı inşa edilirken İslam tarihindeki batıl hareketlerden ve Şii yapılanmasından da kısmen etkilenilmiş. (Takiye ve ikiyüzlülüğe fetva vererek yüzüne gülüp ardından da dolaplar çevirme anlayışı. Onları biraz iyi tanıyanlar, onların sana sempatik ve tebessümlü bakışlarında ne kadar bir samimiyetsizlik ve sahtekarlık olduğunu hemen farkeder.). Bu dindarlık anlayışı Kürt, Fars ve Arap karşıtlığını barındıran bir Türk Müslümanlığı anlayışını ortaya koyuyor. Fethullah Gülen olmadığını söylese de hareketin içindekiler onu Mehdi olarak görüyor. Ve yapı Mehdiyet hareketi olarak tarif ediliyor. Bu bir Mehdiyet hareketi olunca kendi davası için adanmış insanlar üretiyor. Bu insanlar da davanın savaşını yürütüyor.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Erhan Erdem 4 yıl önce yorumlandı

Evet Bediüzzaman Kürtlerin içinden çıkmış fakat tüm İslam alemine ve hatta tüm insanlığa hitap eden Kurani bir ders vermektedir. Dolayısıyla onu Türk, Kürt, Fars ve ya başka bir milli bayrağın altına hapsetmek ona haksızlıktır.Bu, Bediüzzamanı ve dolayısı ile İslamı anlamamak demektir.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ali İnanoğlu 4 yıl önce yorumlandı

Bir Müslüman cemaat eğer gayesi İslamsa, sadece Türke ve ya Türkiyeye hitap etmesi anormal ve İslama zıt bir şey olur. Alem-i İslamda onlarca millet ve onlarca bayrakları var. Bir bayrağı öne çıkarmak diğer milletleri rencide eder ve bölücülüğe götürür. Bir siyasi parti Türk ya da Kürt bayrağını öne çıkarıp milliyetçilik yapması normaldir. Ama evrensel ve semavi bir din olan İslama hizmet iddiasındaki bir cemaatin Türk bayrağını öne çıkarması tuhaf ve anormaldir.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

iman eri 4 yıl önce yorumlandı

Ulema-i İslâm ortasında "İslâm" ve "iman"ın farkları çok medar-ı bahs olmuş. Bir kısmı "İkisi birdir," diğer kısmı "İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz" demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki: İslâmiyet iltizamdır; iman iz’andır: Tabir-i diğerle, İslâmiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir. Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek, o dinsiz, bir cihette hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; "dinsiz bir Müslüman" denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’aniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; "gayr-i müslim bir mü’min" tabirine mazhar oluyorlar. Acaba, İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi? Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz. Acaba Üstad burda Önce iman iman mı diyor? Gerisi Sağlam bir feraset ister. Vesselam

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

ayhan kaçmaz 4 yıl önce yorumlandı

islamdan ve said nursiden uzak durun hem sizin bu şekilde türkleri karalarcasına yazmanız hem sızıntı gibi dergilerin bu yaptıkları birlik ve beraberliği kardeşlği bozmaktan başka birşey yapmıyor.Ahirette kimseye kürt ya da türk olduğu için üstünlük verilmiyecek takvaya göre üstünlük var.insanların aklına vesvese verip said nursi kürtmüş arapmış bırakalım bunları üstad İMAN DİYOR İMAN birazda bunları konuşsanız keşke.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

sterka asiman 6 yıl önce yorumlandı

Yardım adı altında bu halkı sömüren ve rehin alan zihniyeti kınıyorum. Bu halk dilenci değildi, dilenci konumuna soktular. Dilini yoketmek istediler, kültürünü bozdular ve aşağıladılar. Şimdi de din adı altında sömürüyorlar. Gerçek yüzlerini ortaya koyan nefis bir yazı okuduk. Bediüzaman gibi muteber bir insana bile iftira atılıyor ve ırkçılıklarına alet ediyorlar. Münafıklar ve zalimlerin cezasını şüphesiz Allah verecektir.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

BIRA 6 yıl önce yorumlandı

Said Nursi Kürt milliyetçiliği dahil tüm milliyetçiliklere karşıydı. Kaldı ki bayrak Türklüğün simgesi değil birlik beraberliğin simgesidir. Hınıstan Van a ne kadar yardım toplandı merak ediyorum. Godamanlar ne kadar yardım etti acaba!!!!! Küçük ayrıntılarla bu halkı bölmeyi bırakın. 14-15 yaşındaki çocukları sırf cemaat yurdunda kalıyorlar diye PKK ve onun yandaşları taraından nasıl yakıldığını gördük. Faşist olan Kürt çocuklarını sırf cemaat yurdunda kalıyor diye yakan PKK ve yandaşları mı yoksa Kürt halkına ve gençlerine okuma şansı veren, kalmaları için yurt temin eden cemaatler mi? Bir düşünmek lazım...

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Ali 6 yıl önce yorumlandı

Cuma namazlarının rahat kılınabilmesi için Cuma günlerinin resmi tatil kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum, çünkü Cuma namazını kılamayan veya alelacele kılmak durumunda kalan müslümanlara büyük bir haksızlık sözkonusu. Artık zulümler, haksızlıklar son bulsun.

0 Kişi beğendi.