Darbeciden Basın Kahramanı Yaratmak

05 Şubat 2012 Pazar 04:50

Mustafa Balbay'ın darbeci paşalarla nasıl birlikte iş tuttuğunu, kalemini onların hizmetine vermekle kalmayıp bir de başarılı bir darbe yapmak için nasıl akıllar verdiğini kendi günlüklerinden okumasak; Odatv'de dönen dolapları, yapılan yayınları, Soner Yalçın ya da Yalçın Küçük gibilerin karanlık ilişkilerini bilmesek, biz bile inanacağız karşımızda "basın kahramanları" olduğuna. Darbeci gazetecilerden basın kahramanları yaratmayı başardılar ya, pes doğrusu!

Darbeciden Basın Kahramanı Yaratmak
Hani bütün o süreçleri birebir izlemesek;
 
Mustafa Balbay'ın darbeci paşalarla nasıl birlikte iş tuttuğunu, kalemini onların hizmetine vermekle kalmayıp bir de başarılı bir darbe yapmak için nasıl akıllar verdiğini kendi günlüklerinden okumasak; Odatv'de dönen dolapları, yapılan yayınları, Soner Yalçın ya da Yalçın Küçük gibilerin karanlık ilişkilerini bilmesek, biz bile inanacağız karşımızda "basın kahramanları" olduğuna.
 
Darbeci gazetecilerden basın kahramanları yaratmayı başardılar ya, pes doğrusu!
 
Şimdi herkes unutmuş görünüyor; Mustafa Balbay, Şenuygur ve ekibini Hilmi Özkök'e karşı kışkırtmak için ne diyordu, bir hatırlayalım isterseniz:"Sizin bir numara ile sizin kafanızdakileri yapmak çok zor""Siz tamam, bütün kuvvet komutanları tamam, bloksunuz ama üstünüz olmayınca olmuyor, önce orada bir şey yapmak lazım."
 
Acaba bugün Türkiye'de gazetecilerin fikirlerinden dolayı yargılandığını yazıp çizen yabancı yayın organları Balbay'ın bu "fikrini" de bilselerdi ne düşünürlerdi? Hele bu lafları söyleyen kişinin bir de ülkenin sosyal demokrat partisi tarafından milletvekili yapıldığını işitselerdi? 
X x x
 
Eğer Ergenekon denen ahtapot bu defa da paçayı kurtarırsa...
 
Bütün kolları ve başıyla birlikte ortaya çıkarılmaya bu kadar yaklaşmışken, bu darbeyi de ufak tefek zayiatlarla atlatır ve yaralarını sarıp güç toplamak için yeniden yeraltına inerse...
 
Bunun birinci derecede sorumlusu bugün koro halinde Türkiye'de rejimin, muhalif gazetecileri zindanlarda inleten koyu karanlık bir diktaya dönüştüğünü; kurulan korku imparatorluğu yüzünden kimsenin ağzını açmaya cesaret edemediğini tekrarlayıp duranlar olacak.
 
Yeni bir psikolojik harekât ile karşı karşıyayız ve şu anda derin devletin "canını kurtarmak" için tek umudu da bu koro.
 
Ergenekon sanıkları, tutuklamalar ilk başladığında, bir süre eski silah arkadaşlarına bel bağlamışlardı. Yakın bir zamanda Genelkurmay'ın yeniden kükreyip sivil iradeyi ve yargıyı ürküteceğini ve geri adım attıracağını umuyorlardı. O umut boşa çıktı. Ondan sonraki dönemde, iddianameleri hukuki açıdan çürütme işine ağırlık verdiler. Buldukları bazı yargılama hatalarını abartarak kullandılar ama o kadar çok delil, o kadar çok belge ve tanık vardı ki ortada, hukuki mücadeleyle bir yere varamayacaklarını çabuk anladılar.
 
İşte o zaman bugünkü psikolojik harekât geldi gündeme: Eğer AK Parti yönetiminin tek parti diktatörlüğüne dönüştüğüne dostu-düşmanı inandırabilirlerse, kendileri de bu diktatörlüğe karşı yükselecek muhalefetin arasına karışabilir; "AK Parti diktatörlüğünün ezdiği mağdurlar" haline gelebilirlerdi.
 
Epeydir bu yolu deniyorlar. Bir zamanlar darbe yapmak için ortaya sürdükleri ama tutturamadıkları"bunlar şeriat getirecek" masalının yerine şimdi de "bunlar diktatörlük kuruyor" masalını anlatıyorlar. Ve Allah için bu yolda yardımlarına koşan "solcu", "demokrat", "sosyal demokrat", "romantik sosyalist" Marksizm artığı ve sözde liberal sayısı hiç de az değil.
 
Kimi bu planı göremediğinden, kimi aydın olmayı ille de iktidara muhalif olmak sandığından, kimi daha baştan beri generallerin yargılanmasını hazmedemediğinden, kimi AK Parti'ye karşı duyduğu tarihi antipatiden, geniş bir kesimi ise Türkiye'deki rejim değişikliğinin yarattığı altüst oluşta (ayakların baş oluşu) kendi imtiyazlı sosyal konumunu kaybedeceği endişesinden yeni öcü masalları anlatıyor ya da anlatılan öcü masallarının peşine takılıyorlar. Hatırlarsınız, aynı öcü masalları Demokrat Parti için de anlatılmıştı. Menderes ve arkadaşlarının Türkiye'yi hızla "faşist bir diktatörlüğe doğru götürdüğü" masalına hâlâ inananlar var bu ülkede, hatta belki gençleri kıyma makinesinden geçirdiğine inananlar bile var.
 
Oysa o gün Menderes Hükümeti'nin yaptığı üç beş hatadan faşist bir diktatörlük manzarası çıkarmak ne kadar abes ise bugün de AK Parti Hükümeti'nin bazı hata ve zaaflarından "tek parti diktatörlüğü ya da korku imparatorluğu" tablosu çıkarmak o kadar abes ve gerçek dışı.
 
Ama gerçekleri görmek için bir çift göz sahibi olmak yetmiyor. O gözlerin ideolojik angajmanlarla, siyasi ihtirasla ya da sorgulanmamış önyargılarla körleşmemiş olması gerekiyor.
 
Gözü hâlâ görenlerin ise akıntıya karşı durma cesaretine bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaçları var.
 
Gülay Göktürk/Bugün

Yorum Gönder