Ahmet Altan: Savaş

08 Ağustos 2012 Çarşamba 05:41

''Ülkenin bir köşesinde tarihin en garip savaşlarından biri yaşanıyor. Yaklaşık beş yüz kişilik bir gerilla grubu, yüz binlerce askeri, tankları, topları, uçakları, Heron’ları olan bir orduya saldırıyor. Çatışma iki haftadan fazladır sürüyor. Savaşın nasıl seyrettiğine dair ayrıntılı bilgimiz yok çünkü devlet ne olup bittiğini anlatmıyor...'' Ahmet Altan'ın yazısı...

Ahmet Altan: Savaş
Ülkenin bir köşesinde tarihin en garip savaşlarından biri yaşanıyor.

Yaklaşık beş yüz kişilik bir gerilla grubu, yüz binlerce askeri, tankları, topları, uçakları, Heron’ları olan bir orduya saldırıyor.

Çatışma iki haftadan fazladır sürüyor.

Savaşın nasıl seyrettiğine dair ayrıntılı bilgimiz yok çünkü devlet ne olup bittiğini anlatmıyor.

Sadece PKK’nın yüzden fazla kayıp verdiğini söylüyorlar.

Okuduklarımızdan anladığımız kadarıyla PKK o bölgede bir alanı kendi denetimi altında tutup, bu saldırıyı bir “ayaklanmaya” çevirmeye uğraşıyor.

Bunun için büyük kayıpları göze alıyor.

Bu amacına ulaşabilir mi?

Herhalde bu saldırıdan öyle bir sonuç çıkmayacak ama eğer devlet neyle karşı karşıya olduğunu anlamazsa, ona göre davranmazsa, sonunda orada o ayaklanmanın çıkma ihtimali çok yüksek.

Meselenin ne olduğunu anlayabilmek için önce orada yüzlerce insanın kendi canlarından vazgeçmeye razı olarak, kendilerinden kat be kat kalabalık bir güce saldırmayı göze almalarının nedenini anlamak gerek.

Yüzlerce Kürt genci ölüme yürüyorsa bunu “hainler” falan diye küfürler ederek geçiştiremezsiniz.

Devletin öncelikle sorması gereken soru, “bu insanlar neden hayatlarından vazgeçmeye razı oluyorlar” sorusudur.

PKK yöneticilerinin amaçları, PKK’yı Suriye’nin kışkırttığı iddiaları, silahların dışarıdan geldiği söylentileri, Kürt gençlerinin neden ölümü göze aldığını açıklamaya yetmez.

Bunu anlamadan da o savaşı bitirmek mümkün olmaz.

AKP hükümeti, savaşı bitirebilmek için gerçekten büyük çabalar gösterdi, çok cesur adımlar attı, Apo’yla, Kandil’le defalarca görüştü, Oslo sürecini başlattı, büyük riskler aldı.

AKP’den başka bir parti bunları yapamazdı.

Erdoğan’dan başka bir lider de bu cesareti gösteremezdi.

Apo’nun “büyük bir anlaşmaya varmak üzere olduklarını” söylemesine rağmen Kandil yönetimi bu sürecin devamından değil kesilmesinden yana bir tercih yaptı.

Ve savaş sürdü.

Bütün bu yapılanlara karşın savaşın bitmemesinin getirdiği “bu iş görüşmeyle olmayacak” inancı, Erdoğan’ın başkanlık seçimlerinde “milliyetçileri” arkasında toplama isteği, Ortadoğu’da “büyük bir ağırlığa sahip olduğumuz ve bizim isteğimizle herkesin PKK’yı boğmaya razı olacağı”yanılgısı savaşı yeniden yükseltti.

Bir yıl öncesine kıyasla bambaşka bir siyasi iklimdeyiz şimdi.

AKP savaşçı bir parti oldu, Kürt meselesini “PKK’yı yenerek bitireceğine” inanan geçmişin o sıradan partilerine dönüştü.

Kürtlerin hiçbir “eşitlik” talebini kabul etmiyor.

AKP böyle şahinleşirken Suriye’de meydana gelen büyük sarsıntı, “Suriye’nin kuzeyinde” bir Kürt bölgesinin ortaya çıkması bütün Kürtleri etkiledi, hemen güneylerinde şu ya da bu biçimde iki tane“Kürdistan” varken onları “çocuklarını Türkçe eğitmek zorunda olan Türkler” olduğu iddiasını kabul etmeye zorlamak Kürtlere her zamankinden de ağır gelir oldu.

Bugün artık neredeyse her Kürd’ün aklında ya “özerk bölge”, ya “federasyon”, ya “bağımsızlık”var.

Çeşitli Kürt aydınlarının ve siyasetçilerinin dile getirdiği bu talepler PKK’nın taleplerini de aşan beklentiler.

PKK buhar olup havaya uçsa da Kürtler bu taleplerinden vazgeçecek gibi görünmüyorlar.

Gelişmeler, aslında “sahnedeki” bütün aktörleri aştı.

Ortadoğu’daki altüst oluşla birlikte birdenbire başka bir evreye geçiverdik.

 “Kürtçeyi seçmeli ders yaptık ya” çıkışlarının bir karşılığı yok artık, bir “Türk” partisi için bu önemli bir hamle olabilir ama artık bu bir “Kürt” için çok gerilerde kalmış bir “hak”.

Devamı için TIKLAYINIZ: http://www.hinishaber.net/savas-makale,1987.html

Yorum Gönder