Ahmet Altan: Zana'nın gözleri...

02 Ekim 2011 Pazar 21:10

Başka hiçbir yere bakmayın, sadece Zana’nın yüzüne, onun gözlerine bakın, savaş da, barış da orada saklı. Ahmet Altan'dan nefis bir yazı daha...

Ahmet Altan: Zana'nın gözleri...

Sadece bir an, tek bir an, yeminini okuyup da başını kaldırıp Meclis’e baktığında gözlerinde beliren o hakarete uğramışlığın kederi ve kendisine hakaret edenler için duyduğu küçümseme, bütün hikâyeyi anlatıyordu aslında.

Benim için Kürt meselesi Zana’ın o bir anlık bakışında gizli.

O bir Kürt.

Onu, Türklük hakkında yemin etmek zorunda bırakıyorlar.

Kimsenin bir insana bunu yapmaya hakkı yok.

Ne silah, ne savaş, ne müzakere, ne barış, Zana’nın başını yemin metninden kaldırırken gözlerinde görülen o aşağılayıcı keder değişmedikçe bu meseleyi çözemez.

Bana Aragon’un şiirini hatırlattı bakışları.

“orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde”

Acılar çekmiş, haksızlıklara uğramış, bugün yeniden geldiği o Meclis’ten daha önce polislerle çıkartılmış, hapislere konmuş bir kadın, yirmi yıl sonra yenilmeden, zaferle o Meclis’e dönüyor ama yüzünde bir sevinç yok.

Beni bütün yaşadığımız acılar içinde Zana’ın o bir anlık bakışı kadar sarsan çok az sahne olmuştur.

Gencecik bir kız olarak geldiği Meclis’e, çektiği onca zulümden sonra çelik iradeli bir kadın olarak döndüğünde, gözlerine “ümitsizlikleri bekleyen ölümün” bile ötesine geçmiş gibi gözüken bir keder ve küçümseme yerleşiyorsa, o kadından değil, hayattan ve ölümden değil, kendinizden, yaptıklarınızdan kuşku duymalı, utanıp, başınızı öne eğmelisiniz.

Meclis’in Zana’yı ayakta alkışlamasını isterdim.

Bunu ona borçlular aslında.

Bir put gibi durdular.

Utançlarından belki de.

BDP’nin Meclis’e dönmesine siyaseten çok sevindim ama o Kürtler orada öyle hissettiği sürece siyaset hiçbir şeyi çözemez.

Kürt meselesi dediğiniz meselenin siyaseti var, savaşı var, müzakeresi var ama Kürt meselesi dediğiniz şey aslında Kürt’ün içindeki öfkede ve kederde gizli, hissettiği aşağılanmışlıkta ve bunu ona hissettirenleri aşağılamasında gizli.

O duyguya ulaşmadan, o duyguyu değiştirmeden bu meseleyi çözemezsiniz.

Zana’nın gözlerine yerleşen o bir anlık bakışı görmeden, onu hissetmeden, paylaşmadan anlayamazsınız.

Barışın gelmesini, kavganın bitmesini, insanların artık ölmemesini istiyorum bu doğru, bunun için her olumlu gelişmeye seviniyorum, her olumsuz gelişmeye öfkeleniyorum ama Zana’nın başını önündeki metinden kaldırırken gözlerine yerleşen ifadeyi gördüğümde “keşke yemin etmeselerdi” diye geçirdim içimden.

Başka hiçbir nedenden dolayı değil, sadece o yemin orada durduğu ve sadece onları o yemine zorladıkları için.

Tamam, akıllıca değil bu söylediğim ve siyaseten asla kendi söylediğimi desteklemem, asla kendimi haklı bulmam ama her şey siyaset, akıl, mantık da değil, bir de Zana’nın gözleri var, oraya yerleşen o ifade var, o öfke, o keder, o çaresizlik var.

Başbakan BDP’den randevu istemiş.

Çok umut verici bir gelişme.

Ama artık Başbakan da Kürtlerin önünde biraz başını eğmeli bence, bunca zaman Kürtlere çektirilenlerden dolayı üzüldüğünü, pişman olduğunu hissettirmeli.

Kürt meselesinin siyaseti de aşan “insan” yanını bir görmeli.

Biz Kürt halkına özür borçluyuz.

Hiçbir Türk o Meclis’te yemin ederken gözlerinde Zana’nınki gibi bir ifade olmadı, kendi anadilinde, kendi ırkını yücelten bir metin okudu çünkü.

Sırf bu bile özür dilemeye yeter.

“orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde”

Aragon’un dediği gibi bir anlığına her şeyi unuttum ben gördüğüm ifade karşısında.

O gözler öyle baktığı sürece savaş bitmez.

Ve, barış ancak Zana o kürsüde bir gün gülümsediğinde gelir.

“Kâinat paramparça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın”

Kürtlerin ve Türklerin kâinatı paramparça oldu gerçekten, bu haksızlıklardan, bu insafsızlıklardan, bu çaresizliklerden parçalandı.

Başka hiçbir yere bakmayın, sadece Zana’nın yüzüne, onun gözlerine bakın, savaş da, barış da orada saklı.

Bir gün o güldüğünde, onun güleceği bir ülke yaptığınızda, işte o zaman, şiirin şu bölümü okunur hayatımızda:

“Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer”

Geçer gerçekten, eğer Zana bir gün o kürsüde gülerse.

Yorum Gönder

Toplam Yorum Sayısı 2

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Bradost 6 yıl önce yorumlandı

Ahmet Altan'ın da yanlışları olabilir, elbette kürtler konusunda kendine has kaygıları ve farklı düşünceleri de... Bu durum, Ahmet Altan'ın samimiyetine halel getirmez. Kaldı ki Ahmet Altan gibi çok küçük bir grubun Kürtleri çok iyi anladığını düşünüyorum. Taraf'ta yazan diğer yazarlar için aynı şeyi diyemem tabiki... Onların samimi olmadıklarına ben de inanıyorum.

0 Kişi beğendi.
Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

Erkan Arslan 6 yıl önce yorumlandı

Ben, şahsen Ahmet Altan'ın samimi olduğuna inanmıyorum. Ahmet Altan'nın samimiyetsizliğine inanıyorum. Qandil Dağı ve Ranya arasında araçları içersinde F-16'dan atılan roketle, imha edilen arçta; bilindiği gibi bir Kürt aile yok edildi. Ölenler arasında altı aylık Solin bebekle birlikte, yine altı aylık hamile bir bayan da vardı! Ahmet Altan ve polis kalem arkadaşı Emre Uslu,bu vahşet olayını manüple edip, başkalarına yüklemeğe çalışıyorlardı! Ama mızrağı çuvala sokamadılar.Bu olay için, Ahmet Altan,yıllarca saldırdığı ve yerden yere vurduğu Genel Kurmay Başkanlığıyla adeta koordineli bir şekilde çalışmıştır! Bir kaç gün önce Taraf Gazetesi'nde Ahmet Altan'ın "Devlet Şiddeti" adlı yazısında,Emin Çölaşan uslubuyla,yıllarca eleştirdiği asker ve polise; methiyeler ve övgüler diziyordu!... Bu olayları ele aldığımızda Ahmet Altan ve Taraf Gazetesinin, AKP'nin ve devletin psikolojik savaş stratejisinin bir organı olduğunu rahatça söylüye biliriz.

0 Kişi beğendi.