Ali Bulaç'tan Açıklama: Baransu'ya Cevap

04 Ekim 2011 Salı 11:05

Zaman Gazetesi Yazarlarından ve düşünür Ali Bulaç; bugün taraf gazetesinde son haftalarda Gazeteci Mehmet Baransu ile Milletvekili Altan Tan arasında cereyan eden tartışmaya farklı bir açıdan yaklaşıp, bazı şeylere açıklık getirdi.

Ali Bulaç'tan Açıklama: Baransu'ya Cevap

3 Ekim 2001 tarihli Taraf Gazetesi’nde yazarınız Mehmet Baransu, Altan Tan’la süren polemikleri çerçevesinde benimle ilgili birkaç iddia ve iftirada bulunmuştur. Beni ilgilendiren yönüyle kamuoyunu bilgilendirme gereğini duyduğumdan, aşağıdaki açıklamaya gazetenizde yer verirseniz çok sevinirim.

1) Baransu, yazısında “Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde Mehmet Metiner, Ali Bulaç, Metin Kızmazla birlikte çıkardıkları sözleşme dergisi, belediyenin kültürel işlerinden ücretle yazmasını beklerdim kendisinden” demektedir. Bu satırların Altan Tan’la ilgisi yoktur, belli ki Baransu, üçüncü şahısları, özellikle beni işin içine katmak istiyor. İlk sayısı Kasım- 1997’de yayına başlayıp parasızlıktan ancak 12 sayı yayınlanabilen Sözleşme Dergisi’nin sahibi Metin Kızmaz, Yayın Yönetmeni bendim. Benim derginin mali işleriyle herhangi bir ilgim, ortaklığım yoktu. 40 yıllık matbuat hayatım dergi çıkarmakla geçti. Kim finansını bulup dergi çıkarmamı teklif etmişse aylık ücret veya telif karşılığında kabul etmişim.

2) Metin Kızmaz ve ortaklarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden kültürel işler aldıkları doğrudur. Bu organizasyonda ben ticari ortaklığım yoktur. İsteyenler kayıtları, evrakları inceleyebilir.

3) Baransu, Sayın “Ahmet Bilgin’in Diyarbakır Belediye Başkanı olduğu dönemde yine Ali Bulaç, Mehmet Metinerle birlikte aldıkları viyadük”ten söz etmektedir. Ben hayatım boyunca hiçbir kurumdan ihale almadım, hiçbir devlet dairesiyle işim olmadı, ticaretle uğraşmadım, bürokrasiye müracaat etmedim. Sözü edilen viyadük ihalesini de Baransu’dan öğreniyorum. Birileri almışsa, benim ne haberim olmuştur ne ortaklığım. Sayın Ahmet Bilgin hayattadır, kendisinden de bilgi alınabilir.

Baransu “Mardin’deki uluslar arası öğrenci sempozyumu gecesi otel odasında Ali Bulaç, Zeynelabidin Erdem, Oya Peker ve bazı isimlerle bir AK Partili’nin kendi adına buluşmalarını yazsın. Konunun kendisinin Büyükşehir Belediye Başkalığı olduğunu. Toplantıda teklifin kendisinden gittiğinin Ali Bulaç, Erdem’in ağzından AKP’liye açıklamasını. Bülent Arınç ve İhsan Arslan’ın devreye sokulmak istenmesini. Aynı konunun Ali Bulaç tarafından İstanbul’da yine aynı isme deklare edilmesi”nden söz ediyor. Burada Baransu’nun ‘ilişkili olduğu kaynaklar’ın kendisine yanlış bilgiler verdikleri anlaşılmaktadır. Eğer Ergenekon gibi ciddi ve hayati bir davaya bavullar dolusu belge-bilgi taşıyan Baransu’nun haber kaynakları hiç değilse benim de içinde yer aldığım bir olayı böylesine çarpıtıyorsa, gerçekten Ergenekon Davası adına üzülür, düş kırıklığına uğrarım. Zaten yargılama sürecinde doğru ile yanlış birbirinden ayrılır, buna güvenim tamdır. Olayın aslı şudur: Söz konusu sempozyum dolayısıyla Mardin’e gitmişken Altan Tan da ziyaretime geldi. Program akşamı değerli hemşehrim Sayın Zeynelabidin Erdem akşam Rıdo’da Sayın Bülent Arınç’la kebap yememizi teklif etti. Yemeğe Altan Tan ve Hüsnü Mahalli de katıldı, Oya Peker’i hatırlamıyorum, şu anda bile zihnimde canlandırabilmiş değilim, tanımadığım bir iki kişi daha vardı, muhtemelen bilgileri Baransu’ya aktaran ‘iyi saatte olsunlar’ onlardı. Yemek boyunca Kürt sorununu ve AK Parti’nin bölge politikalarını konuştuk. Ne Altan Tan’ın siyasi geleceği, ne adaylığı konuşuldu. Sayın Erdem ve Hüsnü Mahalli hayattadır, kendilerine sorulabilir. Tam aksine tartışma biraz ısınınca Sayın Arınç “Kebabın tadı bozuldu” dedi. Ancak ben hep Altan Tan’ın AK Parti’de siyaset yapmasını arzu etmişim. Ama bunun için hiçbir AK Parti’ye tavassutta bulunmuş değilim. Biz bir şey murad ederiz, kader başka şekilde tecelli eder.

“Karargah” adlı kitabının Mart- 2010 baskısını “Sayın Ali Bulaç. Doğu ve Batı’nın düşünsel sentezini en iyi harmanladığı kaleme saygılarımla” diye imzalayıp bana gönderme nezaketini gösteren -ki ben bu iltifatları hak etmediğimi bilecek kadar haddimi ve kendimi bilenlerdenim- Mehmet Baransu’nun benim hiç müdahil olmadığım bir polemiğe ismimi böylesine incitici, karalayıcı, şüpheler doğrucu, yalan yanlış bilgilerle karıştırmasını anlamış değilim. Böyle durumlarda prensip olarak hak ve hukukumu ihlal edenleri Allah’a ve okurların vicdanına havale ediyorum.

Şunu tam bir gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Benim yerel veya merkezi yönetimle yegâne ilişkim, R. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da belediye başkanlığı yaparken ona 3,5 sene yaptığım “kültür-siyaset danışmanlığı”ndan ibarettir. Günün asgari ücreti esas alınarak bana takdir edilen ücretin dışında kimseden tek kuruş almış değilim. Çeşitli kuruluşlara danışmanlık yaptım. Bunda ahlak ve kanun dışı bir taraf görmüyorum. Bugüne kadar da kitaplarımın telifi ve çalıştığım mevkutelerden aldığım maaşla geçiniyorum. Hamdolsun bundan fazlasına da ihtiyacım olmamıştır.

Baransu, Altan Tan’a cevaben “Arkamda kimin olduğunu merak etmişsin, söyleyeyim: ALLAH!” diyor. Ne güzel. Pekiyi, Allah’a inanan bir insan şu temel emre riayet etmesi gerekmez mi? «Ey imân edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın.’ Yoksa cehalet/bilgisizlik sonucu, bir topluluğa kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz... Ey imân edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın, yalan yanlış bilgi toplayan casuslardan, istihbaratçılardan uzak durun.)” (49/Hucurat,6 ve 12).

Allah Baransu’yu ve hepimizi “yoldan çıkan-fasıklar”dan kılmasın. Başarı ve iyi günler dileklerimle!..

Ali Bulaç

Peki, Baransu ne yazmıştı?

Mehmet Baransu, dün Altan Tan'a verdiği cevapta fasit bir dairede son derece agresif bir dille, kişisel suçlamalar içeren değişik iddiaları gündeme taşıdı. Ali Bulaç'ı ve üçüncü şahısları, kurumları da dolaylı olarak suçlayan Baransu'nun yazısı şöyleydi:

Şöyle bir düşündüm Altan Tan’ın cevabını okuyunca; acaba Kürt davasını temsil etiğini düşünen, bugün bu davanın vitrininde boy gösterenler farklı, yani daha çaplı, daha liyakatli, daha az inişli çıkışlı insanlar olsalardı, bugün hem Türkiye hem de Kürtler bu halde olur muydu?

Bunun cevabını vermeyeceğim şüphesiz...

Ama Altan Tan gibi (kendi CV’sini fazlasıyla eksik dökmüş ortaya zira) bahse mevzu kesimin en üst düzey temsilcilerinde bile böyle anlık öfke patlamaları, en küçük eleştiride kendinden geçen karakterler ile bu davayı temsil etmeleri büyük bir haksızlık. Belki şiddeti yedeğine alan, her fırsatta önüne gelen herkesi tehdit eden zımni terör muhiplerine değil ama Kürtlere büyük bir haksızlık bence.

Anadolu’da bir söz vardır, “Ağır kazan geç kaynar” diye. Anadolu insanı bu lafı, çift anlamda kullanmıştır, ilki ağırdır; ağırbaşlı insan hemen öfkelenmez. İkincisi ise biraz can yakıcıdır; anlayışı kıt insanın bir şeyi kavraması zaman alır...

Altan Tan kısa süre önce kurşunlu adresli bir örnek vererek, “Adres sormayan kurşun katildir, teröristtir, ben güç kullanılmasına karşı olmadım, gücün kime ne kadar ve nasıl kullanıldığının sorgulanmasını gerektiğini savundum” türü kaş yapayım derken göz çıkardığında aslında zihniyetini yere vurup, çekirdeğini teker teker ayıklamak çok mümkündü. Ama bugün siyaseten arkasında durduğu ve her katliamında biraz daha dizlerine karnına çekip kendi iç evrenine yöneldiği terör o kadar gürültü çıkarmaktadır ki, Tan’ın bu saçmalamalarını bile kimse ciddiye almamaktadır.

Mesele şudur; ortalık yere çıkıp, ben şöyleyim, ben böyleyim diye afra tafra yapmak, kabadayı edasıyla ağzını açıp, hot zot diye aba altından sopa göstermek ne erdemle, ne liyakatle, ne de temsil hakkaniyetle ilgilidir.

Devlet Kürtlere yıllar yılı zulmetmiştir. Doğrudur. Kürtler ezilmişlerdir, hor görülmüşlerdir, hırpalanmışlardır, cinayetlere maruz kalmışlardır. Doğrudur. Ve de Kürtler mazlum millettir...

Ama bunun mefhum-u muhalifi külhanbeyvarî bir üslup mu olmalıdır? Her eleştiride insanların karşısına terörü, cinayeti, kanı mı koymak lazımdır? Yok mudur bu davanın aklıselimi, yok mudur âkil insanı, yok mudur şiddet değil fikir üreteni? Yok mudur tehdit değil, teklif yapanı? Soruyorum yok mudur?

Kalitesizlikte benzeşmek mi marifettir, seviyede yarışmak mı?

Biliyorum bu cümleler de Tan ve –maalesef– türdeşlerinin kimyasını bozacaktır. Yine kızacaklar, ağızlarını bozacaklar, tehdit edecekler, terör ile korkutacaklardır.

Ama gerçek de orada durmaktadır, bu ülkede Kürt meselesini temsil iddiasındaki kişiler ve siyasi kurumlar yetersizdir, eksiktir, hatalıdır.

Hizmet ettiklerini düşündükleri halkın hakkını hakkıyla arayamamanın da bir vebali, sorumluluğu olsa gerek. Altan Tan gibi afra tafra yaparken bile zikzaklı çizgilerle dolu geçmişiyle övünen zevata kalmış bir toplumsal davanın vereceği bir umut maalesef yoktur.

Yazık ki yoktur.

Aslında bu satırların Altan Tan’a yeterli bir cevap olduğunu düşünüyorum ama geçmişi zikzaklarla, siyasi hırslarla dolu birinin gazete sayfalarında yalan yanlış CV’lerle insanları kandırmasına da göz yumamam. İşte bu açıdandır ki, CV’nin çokça eksik kalan küçük bir bölümünü okurlar adına doldurayım.

Altan Tan, CV’sini ortaya dökerken, Melih Gökçek’in Keçiören Belediye Başkanlığı döneminde kendisi ve Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun yardımcılığını unutmuş. Aydın Menderes’in kurduğu partideki görevi de yok CV’de. Cem Boyner’in partisine olan sempatisini de göremedim. Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde Mehmet Metiner, Ali Bulaç, Metin Kızmazla birlikte çıkardıkları sözleşme dergisi, belediyenin kültürel işlerinden aldıkları ücretleri de yazmasını beklerdim kendisinden.

Mesela isterdim ki Ahmet Bilgin’in Diyarbakır Belediye Başkanı olduğu dönemde yine Ali Bulaç, Mehmet Metiner’le birlikte aldıkları viyadük işini yazmış olsun. Seçimlerde belediyenin değişmesiyle işin yarıda nasıl iptal edildiğini? Mehmet Ağar’la yaptığı diğer görüşmeleri anlatsın. Bugün 367 kahramanlığı yapmasına rağmen, olayın doğrusunu anlatsın.

DYP’ye başvuru dosyasını kime verdiğini, 367 olayından sonra dosyanın Ankara’ya gitmesini, Mehmet Ağar’ın onu listeye koymadığını öğrendiği an tepkisini, Osman Bostan ekibiyle flörtünü yazsın isterdim.

Mardin’deki uluslararası öğrenci sempozyumu gecesi otel odasındaki görüşmeyi anlatsın isterdim. Ali Bulaç, Zeynel Abidin Erdem, Oya Peker ve bazı isimlerle bir AK Partili’nin kendi adına buluşmalarını yazsın. Konunun kendisinin Büyükşehir Belediye Başkanlığı olduğunu. Toplantıda teklifin kendisinden gittiğinin Ali Bulaç, Erdem’in ağzından AKP’liye açıklanmasını. Bülent Arınç ve İhsan Arslan’ın devreye sokulmak istenmesini. Aynı konunun Ali Bulaç tarafından İsttanbul’da yine aynı isme deklare edilmesini...

Galip Ensarioğlu’na kişisel dosyasını neden verdiğini yazsın...

Yerim yok, Tan’ın gerçek CV’si için yazacak çok şey var ama şimdilik bunlar sanırım yeterli.

Unutmadan Altan Tan... Şark kurnazı lafıma bozulmuşsun. “Çakal, alçak, kek, .. demek istemiyorum ama yazmış oldum” türü yazılar, ne kadar da haklı olduğumu gösteriyor. Şark kurnazlığı tam da bana yazdığın mektuptaki yazılanları kapsıyor.

Bu ülke siyasette çok fırıldak “Kubiler” gördü. Parti değiştireni. Meclis’e girmek için meşru, gayrı meşru yolda duranları. Ancak senin gibi savrulanına şahit olmadı. Bütün ömrü boyunca söylediklerini bugün reddedip, bunu da meşrulaştırmak isteyene şahit olmadı.

Meclis’e girmek büyük bir iş değil. Meclis’e girince sadece ve sadece cenazeniz Meclis’ten kalkıyor. Hepsi bu... Arkamda kimin olduğunu merak etmişsin, (sana yakışan üslupla, mertçe değil, lafı dolandırarak) söyleyeyim: ALLAH... Savrulanların pek bilmediği bir isim.


Yorum Gönder

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

ali 6 yıl önce yorumlandı

güzel bir eleştiri ali bulaçtan, mehmet baransu bazen elindeki bilgileri düzensiz ve özensiz kullanıyor.

0 Kişi beğendi.