Altan Tan: Karaman Hoca'ya açık mektup II

17 Haziran 2012 Pazar 03:14

Muhterem Hocam; 20 Mayıs 2012 tarihli Taraf gazetesinde zat-ı âlinize hitaben yazdığım “açık mektup” a Yenişafak gazetesinin 24, 25 ve 27 mayıs tarihli sayılarında yayımlanan cevabi yazılarınızla karşılık verdiğiniz için teşekkür ederim.

Altan Tan: Karaman Hoca'ya açık mektup II
Muhterem Hocam; 20 Mayıs 2012 tarihli Taraf gazetesinde zat-ı âlinize hitaben yazdığım “açık mektup” a Yenişafak gazetesinin 24, 25 ve 27 mayıs tarihli sayılarında yayımlanan cevabi yazılarınızla karşılık verdiğiniz için teşekkür ederim.

Bölgemiz, ülkemiz ve İslâm dünyasının çok büyük sorunlarla cebelleşmekte olduğu böylesine hassas bir dönemde Müslümanların kendi aralarındaki müsahabe her zamankinden daha fazla bir önem arz ediyor ve meselelerimizin halli için bu müsahabeyi özenle sürdürmemiz gerekiyor.

Size yazdığım “mektup” ve bu mektupla ilgili olarak yayınlanan cevabi yazılarınız çerçevesinde kamuoyunda ciddi tartışmalar meydana geldi. Uzun uzadıya bunlar üzerinde duracak ve hepsini tek tek anlatacak değilim, ancak Ahmet Altan ve Ahmet Hakan’ın değerlendirmelerini size kısaca iletmek istiyorum.

Ahmet Altan: “Geçenlerde Altan Tan, Kürt meselesinin çözümünde din âlimlerinden “fetva” istiyordu. Benim cehaletimi bağışlasın dindarlar ama o “fetva” Hazreti Muhammed’in “veda hutbesinde” verilmedi mi? Daha ne fetvası? Peygamber, “kavmiyetçiliğe” karşı çıkmadı mı? O korkunç “Türkİslam sentezi” kavmiyetçiliği dinin kalbine yerleştirip, İslâm’ın eşitlikçiliğini, hakperestliğini, dürüstlüğünü tarumar etti’’ dedi.

Sevgili Ahmet Altan, “Daha ne fetvası?” diye feveran ederken haklı olarak bana sitem ve kızgınlığını da ortaya koyuyordu.

Ahmet Hakan’ın itirazları ise daha farklı. Ahmet Hakan, benim “Fethullah Gülen, Hayrettin Karaman, Ali Bulaç ve Osman Tunç biraraya gelsinler, ittifakla bir karar alsınlar” önerimin Kürt sorununun çözümüne zerre kadar bir katkı sunmayacağını, sebep olarak da bu çözümün sadece “inananlar” açısından ilgi çekici olacağını ancak herkesi kapsamayacağını, bu isimleri hangi hakla ve neye göre belirlediğimi, siyaset yapan biri için bu yaklaşımımın fazlaca “bireysel” ve “bencil” olduğunu, ve son olarak da Gülen, Karaman ve Bulaç’ın Kürt sorunu konusundaki görüşlerinin aslında bilindiğini ve birbirinden çok farklı olmadığını yazdı.

Her ikisinin de değerlendirmeleri ‘başım, gözüm üstüne.’

Dostların sitemlerini de, eleştirilerini de dikkate almak lazım.

Ahmet Altan’ın feveranına katılıyorum. Bence de İslâm dini ve Müslümanlar açısından aslında her şey apaçık ortada. Öyle uzun uzadıya düşünmeye ve tartışmaya; hele, hele ‘şaşırmaya’ hiç gerek yok.

Diğer eleştiriler hakkında ise biraz farklı düşünüyorum.

Fethullah Gülen, Hayrettin Karaman, Ali Bulaç ve Osman Tunç’un biraraya gelerek ittifakla ortaya koyacakları bir çözüm önerisi tabii ki öncelikle “inanları” etkiler, ancak değil “zerre kadar”, “dağlar-denizler” kadar etkili olur kanaatindeyim.

“Herkesi kapsama” meselesine gelince; liberal demokrasi, Avrupa Birliği kriterleri ve sosyalist-Marksist çözümler dahil hiçbir “çözüm reçetesi” toplumun tamamı tarafından kabul edilmez, edilemez.

Dünya kurulalı beri, peygamberler de dahil; hiç kimse ve hiçbir paradigma böyle bir konsensüs sağlamamış/sağlayamamıştır.

Bugün Türkiye’nin sayısal olarak da, sosyo-kültürel etki alanının genişliği ve ekonomik gücünün büyüklüğü olarak da en belirleyici kesimi dindar/muhafazakâr kesimdir.

Türkiye’de, çok partili hayata geçtiğimiz tarihten günümüze kadar bu kesimin örtülü veya açık desteğini almayan/alamayan hiçbir parti tek başına iktidara gelebilecek kadar oy alamamıştır.

On yıldır iktidarda olan AKP’nin ana gövdesi de bu dindar/muhafazakar kitledir.

Bu durum Kürtler açısından da böyledir.

Kürt siyasetçiler, Türkiye’deki Kürtlerin sayısını %20’ler civarında ileri sürmektedirler.

BDP geleneğindeki Kürt siyasal partilerinin bugüne kadar ulaştıkları %6-7 oy oranı göz önüne alındığında %20’lik Kürt seçmeninin en az yarısının oylarını AKP’ye verdiği ortaya çıkmaktadır. BDP’ye oy vermeyenlerin yanında, oylarını BDP’ye veren Kürtlerin de önemli bir kısmı dindar/muhafazakârdır.

Bütün Ortadoğu’da olduğu gibi, Türkiye’de de Kürdistan’da da din ve dinî referanslar oldukça önemli ve etkilidir.

‘Kürt sorununun İslâmi çözümünü’ ittifakla ortaya koymaları için ‘göreve’ çağırdığım şahıslar, İslami bilgi ve birikimlerinin yanında temsil ettikleri kitle açısından da önemli şahsiyetlerdir.

Risale-i Nur geleneğinden gelen Fethullah Gülen Hocaefendi bugün Türkiye’nin en güçlü cemaatinin (hizmet grubunun) bir numaralı kanaat önderidir.

Hayrettin Karaman Hoca’nın; Başbakan Tayyip Erdoğan ve yakın arkadaşlarının zihin dünyasında en etkili şahsiyetlerden biri olduğu noktasında yaygın bir kanaat mevcuttur.

Aynı etki Türkiyeli Müslüman aydınentelektüeller nezdinde Ali Bulaç, Müslüman Kürt aydın-entelektüeller nezdinde ise Osman Tunç için söz konusudur.

Dolayısı ile bu dört ismin ittifakla ortaya koyacakları yol haritası Müslüman Türk ve Kürtler açısından önemli bir referans noktası olacak ve ciddi bir etki meydana getirecektir.

Bu etkinin kamuoyunu üzerinde, Avrupa Birliği süreci ve Avrupa Birliği Kriterleri üzerinden yürütülecek bir etkileme çalışmasından çok daha tesirli olacağı inancındayım.

İlk üçünün görüşleri zaten belli ve ortada olduğu iddiasına gelince;

Ali Bulaç’ın bu konu ile ilgili olarak en az 20 yıl önce yazdıkları (1992 yılında yayınlanan Kürt Soruşturması kitabına bakılabilir) bugün için de geçerli olup Müslüman Kürtlerin altına imzalarını koyacakları seviyededir.

Benim ve benim gibilerin istedikleri ise Fethullah Gülen ve Hayrettin Karaman hocaların da Ali Bulaç gibi görüşlerini Kur’an ve Sünnet çerçevesinde açık ve net olarak ortaya koymalarıdır.

Muhterem Hocam;

Bu kadar hasbıhalden sonra esas maruzatıma gelmek istiyorum. Size yazdığım “açık mektup” a cevaben yazdığınız üç makalede de genel geçer doğruları teferruatlı olarak izah etmişsiniz. “Meselem üniter laik devleti savunmak değildir; meselem, ümmetin birliğidir...’

‘Müslüman hangi ülkenin vatandaşı ve hangi kavmin, etnik grubun mensubu olursa olsun her şeyden önce Müslümandır, sonra bir ülkenin vatandaşıdır, sonra da bir etnik grubun mensubudur. Bu sıra bozulmadığı, her unsurun hakkı verildiği, amaç bölünme değil, bütünleşme olduğu müddetçe, Müslümanlar arasında kimlik farkı kısmen tabii ve kısmen de zaruri olarak meşrudur, zararsızdır, faydalıdır, “tanışmamız, tanımlanabilmemiz” buyruğuna uygundur...’

“Bugün gelinen noktada” herkesi belli bir etnik aidiyete sokmak ve orada eritmek yerine farklılıkların bir arada insanca ve adil paylaşım çerçevesinde yaşamaları ilkesi itiraz kabul etmez bir kural oluyor. İşte bu gerçeği göz önüne alarak Kürt meselesinde de vatandaşlık bağının esas alınması, hak ve ödevlerde bu ortaklığa göre eşitliğin gerçekleştirilmesi çözüm olabilir ...”tespitlerinize katılmamak mümkün değil. Ancak, konunun ehemmiyeti ve açık seçik anlaşılabilmesi için zatı alinize birkaç soru daha sormama izin veriniz.

İslam hukuku çerçevesinde: Kürtlerin;

1-Kürtçe anadille eğitim talepleri meşru mudur?

2-Kürtçe, tıpkı Boşnakça, Arnavutça, Kazakça, Özbekçe, Farsça ve Azerice gibi kamusal alanda da (Belediyede, vilayette, hastane, postane ve mahkemede...) kullanılabilir mi? Bunun önünde dinen bir engel var mıdır?

3-Türklerin kavim olarak Kürtlerden ayrı ve fazla bir hakları mevcut mudur?

4-Adem-i merkezi yönetim şekli ile ilgili fikhen bir yasaklama var mıdır? Aslında yönetim kurulu üyesi olduğunuz Abant Platformu’nun 4-6 Temmuz 2008 tarihinde Abant’ta; 15-16 Şubat 2009 tarihinde Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’de gerçekleştirdiği Kürt meselesi ile ilgili toplantılara katılarak görüşlerinizi ifade etmiş olsaydınız belki bu sorulara da ihtiyaç kalmazdı

Sarih olarak vereceğiniz “efradına cami ağyarına mani” cevaplar kamuoyundaki bu konu ile ilgili tartışmaları noktalayacaktır.

Muhterem hocam;

Malûmunuz üzere şarkın kadim edebiyat geleneğinde “latifeler” “nükte” ve “cemileler” önemli bir yer tutar. Affınıza sığınarak ben de mektubumu bu geleneğe uyarak bitirmek istiyorum!

Sizle yürüttüğümüz müsahabeyi değerlendirirken kısaca “Altan Tan’ın bu çağrısından bir şey çıkmaz” demeye getiren Ahmet Hakan kardeşimize karşı lütfen beni mahcup etmeyiniz!

En derin hürmetlerimle.

Altan Tan/ Taraf

Yorum Gönder