Ferhat Kentel Yazdı: Hepimiz Hocalılıyız

26 Şubat 2012 Pazar 00:57

''Ölüler Müslüman, Türk, Azeri, Kürt ya da Ermeni olarak değil; sadece insan oldukları görülebildiği zaman acılara gerçekten ortak olunabilir.'' Taraf yazarı Ferhat Kentel yazdı...

Ferhat Kentel Yazdı: Hepimiz Hocalılıyız
26 Şubat 1992’de Ermenistan ve Azerbaycan “ulus-devletleri” ve onların “milliyetçileri” arasında gerilime neden olan Karabağ’da silahlı Ermeni kuvvetleri yüzlerce Azeri’yi çoluk çocuk ayırt etmeden katletti; Karabağ’ı “etnik olarak temizledi”“Ermeni yurdu” yaptı. Otoriter devletlerin ve diktatörlerin korkulu rüyası Uluslararası Human Rights Watch’a (İnsan Hakları İzleme Örgütü) göre, Rus birliklerinin desteğindeki Ermeni kuvvetler tarafından 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere, 613 sivil insan öldürüldü. Katliam ve yarattığı kitlesel mülteci göçü sadece bizim buralarda –yani Azerilerle kolaylıkla empati ilişkisi kurabilecek Türkiye’de ve Azerbaycan’da– değil, dünya çapında, ölülerin milliyetini sormayan vicdanlı insanlar tarafından tepkiyle karşılandı. Human Rights Watch’un yanısıra, Kızıl Haç gibi insani yardım örgütlerinin, Newsweek dergisi gibi medya organlarının ya da örneğin Fransız gazeteci Frédérique Lengaigne’in dünyaya aktardıkları bilgilerle katliamın boyutları gözler önüne serildi.

Ortalık cansız ve parçalanmış sivil insanların bedenleriyle dolmuşken, Ermenistan devletinden –bizim buralarda da epey iyi bilinen bir mantıkla– “savaştayız; savaşta olur böyle şeyler” ya da “hayır, aslında Azeriler kendi insanlarını öldürdü” minvalinde trajik açıklamalar geldi.

İşte bu vahşet Taksim’de “Ermeni yalanına sessiz kalma!” sloganı eşliğinde telin edilecek. Bütün dünyanın bu vahşeti “soykırım” olarak tanımasını sağlamak amacıyla düzenlenen mitingin çağrı afişlerinde “Hepimiz Hocalılıyız, Hepimiz Mehmetiz” sloganları yer alıyor.

Hocalı katliamı korkunç bir insanlık suçu... Öldürülen masum insanlar, yerlerinden yurtlarından sürülen insanlar için acı duymamak, onlarla özdeşleşmemek mümkün değil. “Hepimiz Hocalılıyız” diyerek çıkan ses, ruhu nasırlaşmamış herkesin hissederek atacağı bir çığlık olabilir ancak...

Ancak afişlerde açıkça belirtilmemiş olsa da, acının, insanlığın çığlığı olması gereken bu sesten başka bir ses, derinlerden bir yerden, esas yaratmak istediği etkiyi yaratmış: sanal âlem mesajı almış ve sesi başka bir ruh haline kanalize etmiş: “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz diyenlere tepki göstermenin işte zamanı!”

Son yıllarda Türkiye toplumu geçmişiyle, karanlık tarih sayfalarıyla hesaplaşıyor. Her geçen gün, yakın veya uzak, daha fazla tarihsel gerçek açığa çıkıyor. Bütün “ihanet” söylemlerine ve bu söylemin yarattığı baskıya rağmen, “İstiklal Mahkemeleri’nde ne oldu”, “Dersim’de ne oldu”, “Darbelerde ne oldu”, “1915’te ne oldu aslında” gibi ezberleri bozan sorular soruluyor. Bu topraklarda Müslüman dindarların, Kürtlerin, Alevilerin başlarına gelenler derin kuyuların içinden çıkıp, bizim yakamıza yapışıyor.

Ama belki de en zor hazmedilebilecek olan mesele, “Ermeni meselesi” de hafızamızı köreltmiş yalan bulutunun içinden çıkıp sarsıyor hepimizi... Bu toprakların en eski kavimlerinden olan Ermenilerin yüzbinlercesinin katliam ve tehcirle (ya da “soykırımla”) temizlenmesiyle “Türk yurdu” haline getirildiği saklanamaz hale geliyor.

Herşeye rağmen, artık birbirimizi “anlamak” ve “iyileştirmek” için çabalarken, vicdanımızı avucumuzun içinde buluyoruz. Ve işte her seferinde, bir başka “insanlık testi” olan Hocalı örneği, avucumuzun içinde tuttuğumuz vicdanımızı yere fırlatmamız için bir tehdide dönüşüyor.

Hocalı katliamı (ya da “soykırımı”), Hocalı’da öldürülen insanlar, Hocalı acısı adeta bir “silah”a dönüşüyor; “Sakın 1915 deme! Sakın Ermenilerin acısı deme!” diyerek, bir yarısı karanlığa itilmiş, geride kalmış yarım vicdanlarla, seçkinlerimizin günahlarını örttükleri ve bizi esir aldıkları düzenin devam etmesi için seferberlikler tertip ediliyor.

AKP’ye karşı savaşın parçası olan Cumhuriyet mitinglerinde bayrak gibi kutsal sembollerin devreye sokulmasına benzer şekilde, Hocalı acısıyla, ancak bu sefer yeni kitleler seferberliğe çağrılarak, hikmetinden sual edilmez devlet geleneği tahkim ediliyor. “Düşman Ermeni” sembolü tepe tepe kullanılarak, ezberleri yeniden inşa savaşı veriliyor.

Bu arada, miting için hazırlanan afişlerin tepesinde yer alan “Ermeni yalanına sessiz kalma!” ibaresinin altında, “geniş bir vicdana” seslendiği izlenimini veren, etkili bir “halkla ilişkiler” ürününü yansıtan“Bir daha Hocalı, Srebrenitsa, Hama ve Humus yaşanmasın” ibaresini görünce, içi dehşet dolu Uludere’yi, Halepçe’yi neden katmamışlar öncekilerinin yanına diye sormadan edemiyor insan...

“Düşmanlar” kurarak ezberleri yeniden üretmek, sadece seferber edilecek insan sayısını arttırmak üzere taktiksel bir vicdan hareketi için değil, en yakınımızda duran ve acıları olan bütün insanları katarak vicdanlar tamamlanabilir ancak...

Ölüler Müslüman, Türk, Azeri, Kürt ya da Ermeni olarak değil; sadece insan oldukları görülebildiği zaman acılara gerçekten ortak olunabilir.

Evet, bir daha Hocalı yaşanmasın... 1915 de yaşanmasın... Azeriler öldürülmesin, Boşnaklar, Sünniler öldürülmesin... Kürtler de öldürülmesin, Ermeniler de öldürülmesin...

Evet, 1992’yi unutmayacağız, 1915’i de unutmayacağız... Ve hepimiz Hocalılıyız, hepimiz Ermeniyiz...

TARAF

Yorum Gönder