İslamcılar, Suriye Politikasını Tartışıyor

23 Ekim 2011 Pazar 03:00

AKP iktidarının Suriye politikası İslamcı çevrelerde tartışılmaya devam ediyor. Son günlerde en dikkat çekici tartışma ise Ali Bulaç ve Hakan Albayrak arasında yaşanıyor.

İslamcılar, Suriye Politikasını Tartışıyor

Suriye’nin geleceği ve Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikaları konusunda tartışmalar devam ediyor. İslamcı çevrelerden de farklı farklı yorumlar geliyor. Özellikle Ağustos ayında ana gündem maddelerinden biri olan Türkiye’nin Suriye’ye yönelik tavrı, daha düşük yoğunluklu olsa da bu günlerde de İslamcı kesimlerin gündeminde. Geçtiğimiz günlerde Ali Bulaç’ın Türkiye’nin Suriye’ye tavrını eleştiren yazısına karşılık, Hakan Albayrak’ın köşesinden gelmişti.

Ali Bulaç'ın kaygıları
Ali Bulaç geçtiğimiz hafta Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkileri değerlendiren iki yazı kaleme almıştı. Bulaç yazılarında Türkiye’nin Suriye politikasını eleştiriyor ve iki ülke arasındaki ilişkilerin çöktüğünü söylüyordu.

Bulaç’ın 8 Ekim tarihli yazısında şunları söylemişti:

"'Komşularla sıfır ihtilaf' parametresinin yanlış yürütüldüğü trajik örnek Suriye'dir. Maalesef çok iyi başlayan ilişkiler çökmüş bulunuyor. İki ülke birkaç ay içinde birbirlerine kendi topraklarında ciddi zararlar veren iki düşman haline geldi.

Suriye muhalefetinin katledilmesine gelince… Tabii ki yüreğimiz yanıyor, ama Türkiye'nin sırf bu sebeple harekete geçtiği biraz kuşkulu. 2003'ten beri Irak'ta yüz binlerce Müslüman katledildi, hem de Adana'dan kalkan Amerikan uçaklarının attığı bombalarla, sesimiz çıkmadı. Bahreyn ve Yemen'de de aynı acımasızlıkta muhalifler öldürülüyor, sesimiz çıkmıyor.

Dahası Kürt sorununun çözümünün en etkili yollarından biri, Suriye ile -ve elbette Irak, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ve İran'la- ilişkilerin kardeşçe yürütülmesinden geçer. Suriye ile ilişkilerimiz bizim yüz senedir takip ettiğimiz "temkin yöntemi"ne göre sürseydi bizim ciddi bir iç meselemiz olan "Sünni-Alevi konusu" da rahatlardı. Ancak "Türkiye-Suriye-İran ilişkisi"ni istemeyen ABD çizgisinde hareket ederek sakin güç misyonumuzu bırakıp şahin güç moduna geçtik. Esed kendisiyle görüşen Faruk Loğoğlu'na diyor ki: "Türkiye'den gelenler Obama'nın sözcüsü gibi davranıyor. 'Obama şöyle istiyor, böyle istiyor' diye geliyorlar bana. Oysaki, ABD'nin Şam'da büyükelçisi var, gelip söylüyor zaten bize. Türk kardeşlerimizin aynı sözleri tekrarlaması bizi üzüyor."

15 Ekim’de dunyabulteni.net sitesinde yer alan "Suriye politikasından kaygılar!" başlıklı yazısında ise Bulaç “giderek Suriye’ye karşı şahinleşen Türkiye”nin dış politikasının tedirgin edici olduğunu, ne olup da Türkiye’nin Suriye’ye savaş açacak hale geldiğini kimsenin anlayamadığını söylüyordu. Yazının devamında “Hiç tahmin etmediğim kadar e mail aldım. Okuyucuların ezici çoğunluğu büyük tedirginlik içinde olduklarını belirtiyor, hükümet yanlısı medyanın Suriye tutum ve yayınlarını çok haklı bulmuyordu. Aşağıda bunlardan birini, Antakya’dan yazan bir okuyucumuzun (T.R.) mektubunu aynen yayınlıyorum.” diyerek bir okur mektubuna yer veriyordu. Okur mektubu, hükümetin "zor yolu" tercih etmesinden yakınıyordu.

Albayrak: Ben de Ali Bulaç’ı anlamıyorum
Hakan Albayrak ise 17 Ekim’de Yenişafak’da yayınlanan yazısında Ali Bulaç’a yanıt verdi. Yazının başlığı Bulaç’ın Türkiye-Suriye ilişkilerinde gelinen noktayı kimsenin anlamadığını belirttiği ifadeye gönderme olarak ‘Ben de Ali Bulaç’ı anlamıyorum’ idi. Albayrak’ın Bulaç’ı neden anlamadığını özetleyen satırlar şöyle:

“Ali Bulaç, 'Suriye Politikasından Kaygılar' başlıklı yazısında (bkz. www.dunyabulteni.net) hükümetin Suriye politikasına yönelik eleştiri bombardımanını sürdürüyor.

Geçen gün Freud'un bir sözünü hatırlatmıştık, yine hatırlatalım: 'Bazen pipo sadece pipodur.' Mart ayı ortalarında başlayan katliama kadar Suriye yönetimiyle sıkı-fıkı olan ve bu yönetimi emperyalistlere karşı kararlılıkla savunan AK Parti Hükümeti'nin (ve de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün) bugün Suriye yönetimi ile ipleri koparmış olmasının ardında niye o katliamdan başka sebep arayalım ki? Hükümet, katliama rağmen, hiçbir sorun yokmuş gibi Beşşar Esed rejimi ile muhabbetini sürdürseydi, bu defa da 'Masum Müslüman kanının akıtılmasına kayıtsız kalıyorlar' demeyecek miydik?"

Albayrak, Suriye'de olan bitenleri bir "tedhiş" faaliyeti olarak gören Bulaç'a çatıyor ve Suriye sokakları hakkında malumat veriyor:

"'Yumuşak geçiş yapmalarına yardımcı olabilecek iken her şey bir yana bırakılıp sokaktaki tedhişçiye destek sağlamak üzere Suriye yönetimine yükleniliyor'muş! Bu nasıl söz? Bu nasıl vicdan? Der'a, Humus, İdlib, Deyrizor sokaklarını hürriyet ve adalet sloganlarıyla inleten kitleler 'sokaktaki tedhişçi'den mi ibaret? 'Eş-Şaab Yurid Iskat'en-Nizam' diye haykırarak yürüyen 500 bin Hamalı 'sokaktaki tedhişçi'den mi ibaret? Hama'yı karadan, Lazkiye'yi denizden bombalayan Baas ordusunun bütün kavgası 'sokaktaki tedhişçi'yle mi? Bu korkunç mezalime seyirci kalamayıp Esed'e yüklenen Erdoğan'ın, Gül'ün bütün emeli 'sokaktaki tedhişçiye destek sağlamak' mı? Bu mudur yani? Hepsi bu mudur? Böyle bir şey nasıl söylenir ve Ali Bulaç böyle bir şeye nasıl imza atar?

Üstadın zihninde ne olup bittiğini tam olarak anlamıyorum, anlamlandıramıyorum!”

İbrahim Karagül: Müdahaleye karar verilmiş, bize niteliği üzerine düşünmek kalır
Bir diğer Yenişafak yazarı İbrahim Karagül de, 19 Ekim tarihinde ‘Suriye üzerinden İran’ı vuracaklar’ başlıklı yazısıyla Suriye tartışmalarına yeniden değindi.

Karagül “ABD'nin İran karşıtı tavrı, kuru bir meydan okumanın ötesine geçti. Amerikan donanması, bütün Akdeniz'e kapsayan hava tatbikatları başlattı. Kızıldeniz'den Basra Körfezi'ne kadar bütün Ortadoğu semaları ABD savaş uçaklarının manevra alanı oldu. Olası bölgesel savaş halinde ABD Hava Kuvvetleri'nin yeteneklerini geliştirmeyi amaçlayan ve Cuma gününe kadar devam edecek olan tatbikat çerçevesinde uçaklar, İsrail ve S. Arabistan'daki üsleri kullanıyor.” dedikten sonra ABD’nin İran’a müdahalesinin neden çılgınlık olacağını anlatıyor. Ardından da soruyor: Peki İran'a saldırı zor görünüyorsa, aylardır devam eden askeri hareketliliğin sebebi ne? Yanıtı Karagül’den dinliyoruz:

“Aklımıza Suriye geliyor? ...

Suriye'ye müdahale ve Şam yönetimini devirmek aynı zamanda İran'a müdahale anlamına gelecektir. Hizbullah'ı etkisiz hale getirecek, İran-Suriye aksını yok edecektir. ABD'nin de İsrail'in de işine gelen bu hesap Suriye-İran ittifakının direncini aşabilir mi? Böyle bir müdahale, İran'ın Suriye'yi cephe olarak kullanmasının, Hizbullah-İsrail savaşının da başlangıcı olacaktır.
...
Suriye'de ne olacak, bilmiyoruz. İran'ın bütün hesaplarını bozmaya ayarlı bir Suriye projesi var sanki. Bu sefer Türkiye, hiçbir zaman olmadığı kadar işin içinde ve ön sırada.”

Bu satırların ardından “Suriye’ye Libya benzeri bir müdahale”nin söz konusu olduğunu söyleyen Karagül, “Böyle bir şey yaşanırsa, Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e kadar her yer cepheye dönüşebilir.” diye ekliyor.

İbrahim Karagül Ağustos ayında yoğunlaşan tartışmalarda, Suriye müdahalesine karşı çıkan isimlerdendi. Hatta, aynı gazetede köşe yazarlığı yaptığı Hakan Albayrak’la ciddi şekilde ayrışmıştı. Fakat artık tartışmayı ve ayrışmayı bir kenara bırakmış görünüyor. Zira yazısını şu cümlelerle bitiriyor:

"'Gilat Şalit efsanesi'yle uğraşırken bu tehlikeyi izlemeye fırsat bulabiliyor muyuz? Tehlike, Suriye'ye Libya benzeri müdahaleyi içeriyor. Ama Şam Libya kadar yalnız değil. Böyle bir şey yaşanırsa, Basra Körfezi'nden Kızıldeniz'e kadar her yer cepheye dönüşebilir. Ama karar alınmış galiba. O zaman müdahalenin zamanı ve niteliği üzerine düşünelim...”

Kenan Çamurcu: AKP iktidarı sömürgeciliğin tetikçiliğini üstlenecek
Ortadoğu ile ilgili araştırmaları, kitap çevirileri ve yazıları ile bilinen İslamiGündem sitesi yazarlarından Kenan Çamurcu ‘Yeni Türkiye’nin muhafazakâr militarizm inşaatı’ başlıklı yazısında AKP’nin, müdahaleyle Suriye’den pay kapmayı amaçladığını söylüyor.

Yazıdan satır başları şöyle:

“Suriye'de ilkesel davranıldığı, iç savaşta ölen isyancılara içlerin yandığı kabilinden laflar büyük sahtekârlığın kalp argümanlarıdır. İlkeli davranma hususunda hassaslaşmış bir yürek, eli varmasa da hiç olmazsa hissiyatıyla çağdaş müşriklerin Bahreyn'deki kıyım koalisyonuna bir çift laf etmez miydi? Muhafazakâr iktidar, Suriye'de, sömürgeciliğin istilasından arta kalacak arsaları kapatmak için bu kez erken davranmak istiyor belli ki. Sünni Ankara'nın Suriye iç savaşının şiddetlenmesi için askeri destek hazırlığına başlaması, muhtemelen sömürgecilerin Baas rejiminin yolun sonuna geldiği istihbaratına dayanıyor. Ama Sünni Ankara bu cılız istihbarata güvenerek vaziyet planı yapacaksa ve Suriye'deki iç savaşta sömürgeciliğin tetikçiliğini üstlenecekse, hiç kuşkumuz olmasın, Erdoğan-Davutoğlu ikilisi tarihe kanlı istilanın birinci derecede suç ortakları olarak kazınacaktır.

Bu sebeple Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun bundan böyle sarfettiği her kelimeyi, attığı her adımı, açıkladığı her beyanatı mezkur kanlı istilanın geri sayımı olarak not edeceğiz.”

habersoL.org/Haber Merkezi

Yorum Gönder