Nûbihar Yeni Anayasa ile ilgili Önerilerini sundu

11 Ocak 2012 Çarşamba 00:42

Nûbihar Eğitim ve Kültür Derneği, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu tarafından 06/01/2012 tarihinde daveti üzerine, 09/01/2012 tarihinde yeni anayasa konusunda görüş ve taleplerini komisyon üyelerine sözlü ve yazılı olarak sundu.

Nûbihar Yeni Anayasa ile ilgili Önerilerini sundu
  İşte O Öneriler:                                                               

 A-YENİ ANAYASANIN GEREKLİLİĞİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilmesi planlanan 1982 anayasası defalarca kısmi değişikliklere uğramasına rağmen bugüne kadar toplumsal uzlaşmayı ve kalıcı adil bir düzeni sağlayamamıştır. Kullanılan özgürlükler ve toplumsal gelişmeler de facto biçimde yasaların önüne geçmektedir. Kurulu düzen ve mevcut anayasa;

- Bütün bir toplumu tepeden tırnağa değiştirmeye çabalayan totaliter ve otoriter karakteriyle,

- İnsan hakları, azınlık hakları ve güvenlik gibi en temel görevleri bile gerçekleştiremeyen aygıtlarıyla,

- Devleti kuran asli unsurlara yaklaşımda olduğu gibi vatandaşlarına yönelik bireysel hak düzenlemelerinde makul bir adalet teorisi tesis edemeyen hukuk sistemiyle,

-  Resmi ideoloji empoze etme özelliğiyle, 

- Hak taleplerine uygun biçimde toplumsal gruplar arasında paylaştırılamamış egemenlik anlayışıyla, sorunların ana kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır.

1982 anayasası ruhu bakımından militarist, devletçi, ideolojik, üniter olduğundan sosyolojik dinamiklerin ortaya çıkardığı siyasal örgütlenmelerin hemen tümüne karşıdır. Bu durum özgürlüklerin genişletilmesine engel teşkil etmektedir. Yönetme iddiası taşıdığı halkların ve sınıfların değerleriyle kavga etmeyip varlıklarını koruma altına alan ve insan hakları perspektifiyle hazırlanmış yeni bir anayasaya bu yüzden ihtiyaç vardır. Yeni anayasa toplumsal uzlaşma ve kalıcı adil bir düzenin tüm aygıtlarıyla ortaya çıkmasını sağlamak için eski anayasadaki ideolojik fetişizmden, değiştirilemez maddelerden ve dolayısıyla Atatürk milliyetçiliği gibi ideolojik argümantasyondan tamamen uzak düşünülmelidir. 

B-1982 ANAYASASINA İTİRAZ EDEN KESİMLER

1- Dinlerine uygun bir biçimde yaşamak istediklerinde ağır yasal baskılar ve yasaklarla karşılaşan dindarlar,

2- Ulus devletin veya resmi ideolojinin ulusal varlıklarını yok sayarak yasal baskılara maruz bıraktığı Kürtler,

3- Devletin ayrımcılığa dayalı resmi din politikasından rahatsız olan Aleviler,

4- Devletin kapitalist yapısına vurgu yaparak ekonomik düzene itiraz eden solcular,

5- Dinsel azınlıklar ve cemaatler,

6- Gelir dağılımındaki adaletsizliklerin doğurduğu varoşlarda yaşama mücadelesi veren kent yoksulları veya büyük kentlerde refahtan yeterli oranda pay alamayan taşralı kesimler,

6- Globalleşmenin beraberinde getirdiği yoğun ve hızlı rekabet şartlarında bürokratik işleyişin hantallığından ve ayıplı demokrasiden kaynaklanan siyasi kaos ve istikrarsızlıklar yüzünden yaşanan ekonomik krizlerden kurtulmak isteyen işadamları,

7- Demokrat aydınlar,

9- İnsan Hakları Savunucuları,

10- Çevreciler ve hayvan hakları savunucuları,   

11- Dezavantajlı sosyal sınıflardır.

C-YENİ ANAYASADA OLMASI GEREKEN BAZI HUKUKSAL PERSPEKTİFLER

1- Yeni anayasa birey, grup ve sınıfları değil devleti sınırlamalıdır. Devlet, bireyler, gruplar ve sınıflar arasında hakem rolünü üstlenmelidir. Devlet, vatandaşına karşı son derece şeffaf, ulaşılabilir, etkilenebilir, değiştirilebilir olmalıdır.

2- Çok dinli ve çok etnisiteli olan genel toplumun herhangi bir grup kimliği esas alınarak tanımlanmaması ve bütün kimlikleri anayasal güvenceye bağlayan bir vatandaşlık tanımının yapılması gerekir. “Anayasal Vatandaşlık” farklı kimliklerin bir arada yaşamasını mümkün kılan hukuki bir bağ olarak tanımlanmalıdır.  Bu anayasal vatandaşlık tanımında Türklük gibi herhangi bir ulusal vurgu bulunmamalıdır. Üst kimlik, farklı olanlar tarafından “paylaşılan kimlik” olarak formüle edilmelidir.

1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu, “Türk Devleti”nden değil, “Türkiye Devleti”nden bahsetmektedir (m.3, 10). Keza, Cumhuriyeti ilân eden 29 Ekim 1923 tarih ve 364 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanununu değiştiren Kanun da “Türkler”den değil, “Türkiye”den bahsetmektedir. Aynı şekilde Osmanlı Saltanatını kaldıran 30 Ekim 1922 tarihli Meclis Kararında da “Türkiye Hükûmeti”nden bahsedilmektedir. Dahası Hilâfet ile Saltanatı birbirinden ayıran 1-2 Kasım 1922 tarih ve 308 sayılı Meclis Kararında da “Türkiye halkı”ndan bahsedilmektedir.

Madde Metni: Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyetinin eşit ve  saygın vatandaşlarıdır.

3- Laiklik dini özgürlükleri kısıtlayacak bir yoruma işaret etmemelidir. Laikliğin "ne olmadığı" değil, ne olduğu açıkça belirtilerek tanımlanmalıdır. Bu bağlamda, din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına aldığı ve tüm inanç gruplarına eşit mesafede olduğu vurgulanmalıdır.  Ayrıca, laikliğin tanımı sadece inanç ve vicdan özgürlüğü temelinde dini özgürlüğü kapsamamalı aynı zamanda hukuksal, sosyal ve siyasal öneri ve tartışmalarda dini referanslı tezlerin işlenmesine izin vermelidir. Diyanet işleri başkanlığı farklı inanç sistemlerine açık bir tarzda yapılanmakla birlikte özerk bir hale getirilmelidir.

Madde Metni: Laiklik din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak yorumlanır ve devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede bulunmasını temin eder. Tüm inançların korunmasını ve yaşanmasını güvence altına alır.

4- Çok ulusluluk ve çok kültürlülük bağlamında farklı olana onay verilmelidir. Farklı toplumsallık kültürlerini korumak için bireysel ve grupsal haklar çerçevesinde özyönetim hakkı, kültürel haklar, dilsel haklar ve özel temsil hakları getirilmelidir. Yurttaşların kendi anadilleriyle eğitim ve öğretim hakları en meşru hakları olduğu gibi bu dillerin kamusal birimlerde kullanılarak hayata geçirilmesini devlet düzenler. Bu konu devlet güvencesi altındadır.  Bölgelerin idari ve siyasal talepleri göz önünde bulundurularak  ya idari veya hem idari hem siyasi adem-i merkeziyetçi bir sistem tesis edilmelidir. Bu yolla devletin merkeziyetçi-bürokratik ve siyasi egemenliği merkezin tekeline alan hegemonik yapısı değiştirilmelidir.

Bu bağlamda, 1921 Anayasasının 11.maddesi gözönünde bulundurularak yeni bir metin oluşturulmalıdır." : “ Vilâyet mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer’i adlî ve askeri umur, beynelmilel iktisadî münasebat ve hükûmetin umumi tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyata, şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vaz edilecek kavanin mucibince evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti içtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi vilâyet şûralarının salâhiyeti dahilindedir.”

5- Sivil siyaset ve güvenlik bürokrasisi ilişkisi 1776 Virginia İnsan Hakları Beyannamesinde de yer aldığı gibi, “her halükarda askeri kuvvet, kesin surette sivil idareye tabi olacaktır” şeklinde düzenlenmelidir. Bu bağlamda Genel Kurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalı, Jandarma Genel Komutanlığı da İçişleri Bakanlığına bağlanarak "kır polisi"ne dönüştürülmelidir.

Madde Metni: Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlıdır. TSK. bünyesindeki Jandarma Genel Komutanlığı da İçişleri Bakanlığına bağlı olup, bu teşkilat "kır polisi " olarak kırsal alanda güvenliği temin eder.

6- Demokrasi sadece farklı siyasal eğilimlerin örgütlenebildiği bir sistem olarak değil aynı zamanda yargısal sistem çeşitliliğine izin veren bir sistem şeklinde yorumlanmalıdır. Bu bağlamda, kamu hukukunda ortak olunmakla birlikte, farkı inanç gruplarının özel hukukta kendi tabi olacakları hukuku seçmelerine imkan tanınmalıdır. Birden fazla tarafı olan ihtilaflarda, mağdurun tabi olduğu hukuk esas alınmalıdır. Yargının idari yapılanması da tarafsızlık ve eşitlik ilkesini gölgeleyecek tüm bağımlı mekanizmalardan uzak tutularak kurgulanmalıdır.

Madde Metni: Yargı tarafsız ve bağımsızlığı güvence altındadır. Kamu hukukunda ortak olunmakla birlikte, farkı inanç gruplarının özel hukukta kendi tabi olacakları hukuku seçmelerine imkan tanınır. Birden fazla tarafı olan ihtilaflarda, mağdurun tabi olduğu hukuk esas alınır.

7- Temel hak ve özgürlüklere ilişkin tüm uluslar arası sözleşmelere imza atılmalı ve çekinceler kaldırılmalıdır.

8- 1982 Anayasasının eşitliği düzenleyen maddesi aynen korunmakla birlikte aşağıda hususlar eklenmelidir.

Madde Metni: Kılık kıyafeti sebebiyle hiç kimse eğitim ve çalışma hakkından mahrum bırakılamaz.

9- Tüm inanç sahiplerinin kendi inançlarına göre çocuklarını eğitmelerine devlet imkan tanımalı ve bunun tahakkuku için destek olmalıdır. Bu bağlamda tevhid-i tedrisat kanunu kaldırılmalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin ihtirazi kayıt ile onayladığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1 No. lu Protokolün (20.03.1952, Paris) 2. maddesinde eğitim hakkı; ‘‘hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerinin yerine getirilmesinde, anne ve babaların çocuklarına, kendi dini ve felsefi inançlarına uygun olan bir eğitim ve öğretim verilmesini isteme haklarına saygı gösterir’’ şeklinde düzenleme madde metni oluşumunda esas alınmalıdır.

10- Anayasanın giriş kısmı olmamalı veya olacak ise insan onuruna ve temel haklara vurgu yapan, ideolojiden arınmış, ortak payda olan anayasal vatandaşlığa vurgu yapan bir metin şeklinde olmalıdır.                                                                                                                   

11-Türkiye toplumu çok dinli ve çok mezhepli bir toplum olup, kamuda çalışan vatandaşların dini görevlerini yapmaları anayasal güvence altına alınmalıdır. Bu bağlamda Müslümanların kamu görevi esnasında cuma namazı gibi farz olan ibadetleri yapamadıkları gözlenmekte olup, bu konuda bir düzenleme yapılmalıdır.

Madde Metni: Kamuda çalışanlarının görev esnasında ibadetlerini ifa etmeleri güvence altındadır.

 Nûbihar Eğitim ve Kültür Derneği

Yorum Gönder

Toplam Yorum Sayısı 1

Kendi Avatarınızın Görünmesi için Üye Olun!

idrisyildiz 5 yıl önce yorumlandı

1-BAĞKUR EMEKLİLERİ 130.000-TL EN ÇOK PİRİMİ ÖDEDİKLERİ HALDE 9.000 -İŞ GÜCÜ 25 YIL HİMET DÜNYADA EN AZ MAAŞI 650-TL MAAŞINI ALIYOR. ANAYASAYA KONSUN ADALET 2-SSK'LI ÖDEDİĞİ PİRİM.35.000-TL 10 YIL 3.600-İŞ GÜCÜ ALDIĞI MAAŞ 1.200-TL A ÇOK ÖDE AZ MAAŞ AL. AZ ÖDE ÇOKMAAŞ AL, ADALET NEREDE ANAYASAYA KONSUN. MÜSLÜMAN DEVLETNDE BU OLURMU! 3-VERGİDE DOLMUŞ-TAKSA -SARAFCI 4 TİRİYOR SENELİK GELİRİ 2.TİLYON VERGİ BASİT USUL, BEYANNAME YOK, FİŞ FATURA VERMEK ALMAK YOK KAYIT DIŞI DAMGA VERİSİ YOK KDV YOK, ŞUANA KADAR HİÇBİR HÜKÜMETİN GÜCÜ YETİP VERGİ SALAMADI. 4-FAKİR KÜCÜK ESNAFDA 50 BEYANAME VAR SENELK DAMGA KDV ENAZ 5.000- İLE 10.000-TL ÖDEYOR. ÖDEMZSE AYRICA HERBEYENNAME İÇİN 1.500-TL CEZASI VAR.VERGİ FAKİRDEN ALINIYOR ZENGİNE VERİLYOR, FAİZSİZ KREDİ ALTINDA KOBİLERE VERİLİYOR, BİZ MÜSLÜMAN DEVLETİYİZ DİNDE ZENGİNDEN ALNIR FARE VERİLİR, 40 DAVARI OLANDAN ALINIR FAKİRE VERİLİR.BİZİM MECLİSDE FAKİRDEN ALIYOR. Yönetim: Değerli ziyaretçimiz, yorumunuzu küçük harflerle düzelterek yeniden gönderebilirseniz memnun olacağız. Teşekkürler ilginize...

0 Kişi beğendi.