Tarihte esrarengiz bir düşman: Veba (I)

05 Eylül 2013 Perşembe 01:58

Salgınlar önlemediğinden insanlar korku ve panik içerisinde vebalı şehir ve kasabalardan kaçarak ve vebalılara ait eşyaları dolaştırarak hastalığın daha çok yayılmasına neden oldular. Bu nedenle İlk çağlardan itibaren özellikle liman şehirleri ve ticaret yollarını takip ederek yayılan veba, milyonlarca insanı öldürdü.

Tarihte esrarengiz bir düşman: Veba (I)
Milattan önceki çağlardan itibaren Avrupa’dan, Asya’ya oradan da Afrika’ya kadar, geniş bir coğrafyada aynı tür hastalıklar birbirinden çok farklı halkları etkiledi. Fakat bunlardan hiçbiri “Veba” kadar etkili ve meşhur olamadı. İnsanlık tarihi boyunca, değişik zamanlarda ortaya çıkmış; en ölümcül ve gizemli salgın hastalıklardan biri olan “Veba”nın yol açtığı yıkım ve saçtığı dehşetin sonuçları oldukça şaşırtıcıydı. Pek çok büyük salgın, sebebi ve belirtileri ne olursa olsun “Veba” olarak adlandırıldı.

İnsanlar, deri altı kanamaları ile vücutta mor-siyah lekeler oluşturan ve tedavisi bilinmeyen bu düşmanı “Kara Ölüm” lakabıyla andı. Özellikle Ortaçağ’da Avrupalı toplumlar, vebanın nedenini burçlara, hurafelere, cadılara bağladı, hatta cadı oldukları ileri sürülen kişiler ve Yahudiler, hastalıktan kurtulmak için yakıldı. İlahi bir gazap olarak da görülen hastalığa karşı çareyi, kutsallık atfettikleri nesnelerde, din adamlarında, dini sembollerde, şeytan çıkarma ayinleri ve birtakım ritüellerde arayanlar da oldu.

 
   

Salgınlar önlemediğinden insanlar korku ve panik içerisinde vebalı şehir ve kasabalardan kaçarak ve vebalılara ait eşyaları dolaştırarak hastalığın daha çok yayılmasına neden oldular. Bu nedenle İlk çağlardan itibaren özellikle liman şehirleri ve ticaret yollarını takip ederek yayılan veba, milyonlarca insanı öldürdü. Ortaçağ’da 14.yüzyılda Çin’de başlayan bir salgın hızla yayılarak yüzyıllar boyunca Avrupa, Ortadoğu, Akdeniz ve Mısır’da uzun dönemli demografik, sosyal, iktisadî, siyasi sonuçlar doğurdu. Peki, neydi bu ölümün diğer adı olan “Veba”? Nasıl ortaya çıkıyor, nasıl bulaşıyor ve nasıl yayılıyordu?

 
   

İnsanoğlu, yüzyıllar boyu gerçek özelliklerini tanımadığı için acılarına katlanmak zorunda kaldığı bu hastalığı yenebilmek için hep bu sorulara cevap aradı. Veba’ya çare arayan İbn Sina, İbn-i Hatib gibi İslam dünyasının bilim adamları, salgın karşısında gözlem ve tecrübelere dayanarak; hastalığı teşhis etmeye ve salgını kontrol altına almaya uğraştılar. Fakat modern epidemiyoloji ve tıp anlamında vebanın tanımlanması ve mücadele yöntemlerinde kesin ilerleme 19. yüzyılın sonlarında oldu.

 
   
 
   

“1894’lerden itibaren, Alexandre Yersin, artık resmi olarak “Yersinia Pestis” adını taşıyan bakteriyi tanımladı. 1898’de P.L. Simond, hastalığı fare piresinin sokma yoluyla bulaştırdığını deneysel olarak kanıtladı. 1914’te A.W. Bacot ve C. D. Martin, vebanın, “fare-fare piresi-insan” şeklindeki bulaşma mekanizmasını saptadı. Bunların yanında Hint Veba Araştırma Komisyonu ve Pasteur Enstitüsü’nün çalışmaları son derece önemli, nitelikli bilgiler sağladı. En ölümcül bakteriyel hastalıklardan biri olan vebanın enfeksiyona sebebiyet veren farklı türleri (hıyarcıklı ve akciğer vebası) tespit edildi. Sonuçta “Veba” üzerinde yapılan çalışmalar şu gerçeği ortaya koydu: Veba, ilk olarak ve her şeyden önce kemirgenleri etkileyen bir hastalıktı ve pireler aracılığı ile kemirgenden kemirgene” yayılıyordu.

 
   

Araştırmalara göre; “Dünya’nın bazı bölgelerinde salgını yayan doğal odaklar(bölgeler) ve bunlara ilave olarak geçici odakların olduğu ortaya çıktı. Bu doğal odaklar; Asya, Afrika ve Amerika’da bulunmaktaydı.   Hijyenik şartların kötü olduğu, sağlıksız ve pis yerlerde ortaya çıkan veba, ilk başlarda büyük oranda fare ölümleri ile başlıyordu. Vebadan ölen fare sayısı arttıkça, pireler kan emmek için diğerlerine geçiyordu. Böylece “doğal odak” olarak nitelenen bu bölgelerde pek çok kemirgen cinsi salgın hastalık kapıyordu. Enfeksiyon yavaş yavaş kemirgenlerin yer değiştirmesi sırasında, ekilmiş tarlaların içinde veya yol kenarlarında yaşayan tarla kemirgenlerine, bunlardan da harman yerleri çevresindeki evcil kemirgenlere temas ederek “geçici veba odakları”nı oluşturuyordu.  Bu odaklar şehirlerde, özellikle çok sayıda farenin yaşadığı yerler ve limanlardı. Bu da hastalığın, önce liman şehirlerinde ve en yoksul semtlerde yayılmasını açıklar nitelikteydi. Tahılla beslenen bu evcil kemirgenler, insanlarla olan bağı sağlıyordu.

 
   

Vebanın, insanlar arasında yayılması ise başlangıçta, vebalı kemirgenlerden veya daha çok onun pirelerinden, rastlantı sonucu oluyordu. Bu da Hıyarcıklı veba türünde, infekte pireler, bitler, pire dışkısı ve hastaya veya kullandığı eşyalara temas ile geçiyordu. Yüzyıllar boyunca vebalı hastaya ait eşyaların özellikle elbiselerin bağışı veya satışıyla hastalık yayıldı ve salgınlar devam etti. İnsandan insana, doğrudan bulaşması ise Akciğer veba türünde  öksürme, hapşırma ve tükürük yoluyla gerçekleşiyordu.”

Vebanın yayılması iklim ve mevsimlerin yanı sıra, deniz yoluyla vebalı gemiler ve kara yoluyla da resmi ulaklar, şehir ve kasabalara bazı mal ile hububat getiren tüccarlar, kervanlar, göçebeler, askerler ve vebadan dehşete kapılan insanların hastalıktan korunmak için başka yerlere kaçıp dağılması ile oluyordu.

(Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası)

Kaynaklar:

Daniel Panzac, Osmanlı İmparatorluğu’nda Veba, İstanbul, 2011.

Murat Reis, Tarih Boyunca “Veba-Taun”, Yaklaşan Saat.

Yorum Gönder