Kürt Meselesini bu yaklaşımla mı çözeceğiz?

19 Nisan 2012 Perşembe 10:25

Sayın Bakan bir yurttaşınızın dinsiz olma hakkı yok mudur? Siyasal haklarla, dinsizliğin ne bağı var? Kürtlerin din ve mezheplerinin ne olduğunu işim gereği biliyorum; fakat yurttaşlık haklarının, ana dil eğitim ve öğretiminin, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, toplanma hakkının konuşulduğu yerde bunun ne anlamı, ne değeri var bilmiyorum! Tarhan Erdem'in yazısı...

Kürt Meselesini bu yaklaşımla mı çözeceğiz?
Mümin olma propagandasını İçişleri Bakanı mı üstlenmiştir? Bir yurttaşınızın dinsiz olma hakkı yok mudur? 

Salı günü Meclis’te İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında verilen gensorunun görüşmesi yapıldı.

BDP, nevruz günlerinde polisin davranışı nedeniyle Sayın Şahin hakkında gensoru vermişti. Bilindiği gibi, gensorunun görüşülmesi kabul edilseydi, bakan hakkında güven oylaması yapılabilecekti.

Hükümetin 326 sandalyesi olan Mecliste, gensorudan nasıl bir siyasal sonuç bekleniyor bilmek zor! Neyse, bugün konum o değil.

Bakan Şahin, usul gereği parti sözcülerinden sonra, ‘hükümet adına’ konuştu.

Sayın Şahin, konuşmasında ne anlatmak istedi, halka veya Meclis’e hangi mesajı vermeyi hedefledi anlamış değilim. Kürt halkının gözünde küçük düşürmeyi istediği BDP’yi, Kürt olmayanların gözünde de yüceltti.

BDP’yi kötüleme hedefiyle de uğraşmak istemiyorum; Sayın Şahin, daha da ileri gitti ve yurttaşların inançlarını Meclis’e taşıdı, inanç tercihlerini yargıladı, o tercihlerin bazılarını suçladı, bir başka inanç adına hüküm verdi. Ayıca bir bölge insanının fakirliğini bir siyasal partinin varlığıylaaçıkladı. 

Bakan ne dedi?

Bakanı kollayarak söyle- diklerini tutanaktan verip yakınmalarımı sıralayacağım:

“KCK, bu ülkeyi bölme ve yıkma amaçlı otuz yıldır meşgul eden lanetli yapıdır. Bu yapıyla BDP’nin organik bağı vardır.

Bu yapının özü nedir? Önce Müslüman olmamak; iki, hiçbir dine mensup olmamaktır, dinsizlik yapısıdır. Bu yapıda sahte namaz vardır, oruç tutmadan açılan iftarlar vardır, sahte imamlar vardır…

Bu yapıdan, bu memlekete hiçbir hayır gelmemiştir, ticaret tatile uğramıştır kepenkler sürekli kapatılmıştır. Siz olmasanız, sizin ardınızdaki o kanlı örgüt olmasaydı, otuz senenin sonunda o bölgedeki benim Kürt kardeşimin bugün cebinde daha çok para, tarlasında daha çok ürün, yaylasında daha çok hayvan ve şehrinde daha çok fabrika olacaktı. Bunun hesabını vermek durumundasınız.”

Televizyondan izlediğim Sayın Bakanı bir yabancı izlemiş olsaydı, çok sağlam çoğunluğu bulunan bir hükümetin üyesi olduğuna ihtimal veremezdi. Konuşma biçimi, el kol hareketi, davranış biçimiyle Sayın Şahin önce kendisine haksız davrandı. 

Ayıp değil mi?

İçişleri Bakanı’nın, iddiasına göre BDP’nin bağlı olduğu ‘meşum bir örgüt’ yapısının ‘dinsiz’ olduğunu iddia edebilmesini nitelendirmek için bir kelime bulamıyorum; başka sıfat aramadan, bu sözleri ayıplıyorum, ayıplamalıyız!

Bu ayıbı bir yana koyarak şunu sormak isterim:

Bir dinin mümini olma propagandasını bir bakan mı üstlenmiştir? Türkiye böyle bir ülke midir? Sayın Şahin, üstlendiği görevden memnun mudur?

Sayın Bakan bir yurttaşınızın dinsiz olma hakkı yok mudur? Siyasal haklarla, dinsizliğin ne bağı var?

Kürtlerin din ve mezheplerinin ne olduğunu işim gereği biliyorum; fakat yurttaşlık haklarının, ana dil eğitim ve öğretiminin, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, toplanma hakkının konuşulduğu yerde bunun ne anlamı, ne değeri var bilmiyorum!

Kürt meselesi çözüme başlandığında, parti örgütünün ve halkın bir kesiminin politikalara direnç göstermesi tabiidir. İçişleri Bakanı görevi gereği, Kürtlerin tarafında yer almalıdır. Kürt meselesi çözülmek istenmiyorsa, başlangıçta karşı çıkanların yanında görünmek kolaydır, İçişleri Bakanı bu kolaycılığa sapamaz; saparsa sorun çözülmez.

Çözmeyecekseniz, çözemeyecekseniz işte böyle konuşursunuz!

Tarhan Erdem/ Radikal

Yorum Gönder