Bir 'Kızılbaş' Şehrine Tahammül Edemediler

23 Kasım 2011 Çarşamba 10:29

Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık'a göre Dersim olaylarının nedeni ideolojinin tek tipleştirme çabası.

Bir 'Kızılbaş' Şehrine Tahammül Edemediler

Dersim’de yaşananlar üzerine on yıllardır çalışan, belge toplayan ve arşivini araştırmacılara açarak, önemli bilgilerin gün ışığına çıkmasını sağlayan Hasan Saltık, konunun taraflarına “Devlet arşivleri açılsın” çağrısı yapıyor. Saltık’a göre, Dersim operasyonu ‘Kızılbaş’ kültürünün ortadan kaldırılması için, isyan olmaksızın başlatılmış, planlı bir toplum mühendisliği faaliyeti, CHP de bu olayın sivil kanadı.

Yıllardır resmi tarihten ‘Tunceli isyanlarını’ okuyoruz, bu tarihte eksik kalan ne?
Dersim’le ilgili çıkan kitapların kaynaklarına bakıldığında şu anda elimde tuttuğum, sadece yüz adet basılan Jandarma Komutanlığı’nın gizli zata mahsus belgesi esas alınır. Bu aslında Genelkurmay’ın yayımladığı bir kitaptır. Gene Genelkurmay’ın bir başka kitabı vardır, Türkiye İsyanları diye. Genellikle bu raporlara ve tanıklıklara dayanarak hazırlanıyor kitaplar. Bu kitaplarda Dersim meselesi bir isyan gibi gösterilmiştir. Olayın isyan gibi gösterilmesi resmi ideolojinin eseridir. Aslında o dönemde isyan olmadı. Şimdiki süreçte Hüseyin Aygün’ün yazdığı kitapta yeni olan bölüm, sürgün politikalarının Erzincan’ı da kapsadığı bölümdür.

73 yıl önce yaşanan bir olay neden hâlâ bu kadar sıcak?
Mesele Onur Öymen’in açıklamalarıyla yeniden konuşulmaya başlandı. Dersim meselesi hep bilinirdi ama birçok konuda olduğu gibi yanlış biliyorduk. Tıpkı Ermeni olayları, Bolu-Adapazarı isyanı, Çerkes Ethem meselesi gibi… Bize tarihin yanlış öğretilmesinden kaynaklıyor sorun. Son dönemde daha çok belge ortaya çıkmaya başladı. Öncesinde tarihsel olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumaya yönelikti her şey. Bu meseleyi diğerlerinden ayıran, yazılan tarihin tamamen yalan olması. Dersim’de yaşanan isyan değil, haddini bildirme. Artık cumhuriyet oluşmuş, başına buyruk bir yer olan Dersim’e ‘devlet giremiyor’ dedirtmek istememişler. ‘Oraya devlet giremiyordu’ tezi çok yanlış, gerçekte bir intikam duygusuyla hareket ediliyor. Dersimlilerin Hamidiye Alayları’na asker vermemeleri bir neden mesela. Kürtler de Dersimlilerden hoşlanmıyor, çünkü Dersim ‘Kızılbaş’. Ortada orayı nasıl Sünnileştiririz, nasıl yok ederiz sorusu var. Cumhuriyet nasıl Trakya Yahudilerini yok ettiyse, nasıl Ermeni, Rum nüfus azaltıldıysa, Dersimlilere de bu uygulandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ‘Kızılbaş’ şehrine tahammülü yoktu.

Tamamen etnik kökeni ve kültürel kimliği hedef alan bir tablo çizdiniz...
Bu savı yayımlamadığım belgelere dayandırıyorum. Dikkat ederseniz, Onur Öymen’in açıklamalarından sonra piyasaya bir çok Dersim kitabı çıktı. Henüz yayımlanmamış raporlara göre, bu harekâtın çok öncesinden planlanmış bir Kızılbaş harekâtı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Dersim harekâtı olduğunda İskân Kanunu çıkmıştı ama öyle bir tarihte yapıldı ki operasyon, zamanlaması mükemmeldi. Çünkü Japonya Çin’i işgal etmişti, İspanya’da iç savaş yeni bitmişti, Hitler iktidardaydı, dünyada inanılmaz bir karışıklık vardı. Dersim dünyanın umurunda değildi. Öyle bir zamanlamada yapıldı ki, zaten dış dünyada da çok fazla haber olarak yer almadı. Hatta bir ara SSCB buradaki TKP’ye ne olduğunu soruyor, ‘Türkiye’nin iç meselesidir” yanıtı alıyor...

Bahsettiğiniz kaynaklara meraklı bir arşivci ulaşabilir mi?
Ben 12 yıldır topluyorum bunları. Ne kadar acı bir şey, tek tek aileleri tespit ettik, birçok fotoğraf onlardan satın alındı. Benim bu işe başlamam tamamen tesadüftü. Dersim türküleri albümü yapacaktık, elinde kayıt ve fotoğraf olduğunu bildiğim birinden paylaşmasını istedim, vermedi. Ben de bu işin arşivini yapmaya karar verdim. Kendi kendime araştıra araştıra, tek tek tespit ederek bugüne geldik. Devletin arşivini bilmiyorum ama ondan sonra en iyi arşiv bizde.

Dersim üzerine pek çok çalışmaya imza attınız. Orada 1938’in etkileri nasıl hissediliyor?
Dersim çok göç verdi, nüfusu hep azaldı. Yaşlıları hâlâ korkar. Ben röportajlarda biraz sert konuştuğumda, annem hemen uyarır. O da katliamdan annesinin karnında kurtulmuş, babam 15 gün dağlarda mağaralara sığınmış. Bizim Sarı Saltuk köyü Türkmen köyü olmasına rağmen ilk öldürülenler ailemizden. Aileden subaylar da var içlerinde. Köyün aşağısında o günlerden kalma bir mezarlık vardır hâlâ. Bizimkileri affetmemişler ama devlet memurları da olduğu için, askerler gelip köyü önceden uyarmışlar, çocuklar öyle kurtulmuş. Harekâta baktığımızda çok enteresan bir durum var. Silahlar katliam olmadan önce toplanıyor. Hangi köyden ne kadar toplandığının belgesi mevcut. Seyit Rıza zaten teslim oluyor, idam ediliyor. Bölgede tek çatışma olmuyor, okul inşaatları başlamış, bir köprünün yıkılması bahanesiyle katliam başlıyor. Başka bir neden de bulamıyorlar, bir Sin karakolu baskını hikâyesi var, bir de köprü yıkılması. Karakol baskınının belgesi de maalesef elimde yok, bunu anlatan kişiden dinledim ama kayıt altına alınmasını istemedi. O bunun düzmece bir baskın olduğunu anlatmıştı. Ortada ayaklanma yok, silah yok. Her yanda karakol var. Bir harita hazırlanıyor, yasaklı, girilmez bölgeleri gösteren. Her şey 1935’ten itibaren planlı programlı aslında. Belli yerlerde çatışmalar oluyor. Hatta daha sonra Adalet Partisi kurucularından Ragıp Gümüşpala o dönemde subay, Silopıt isimli adama esir düşüyor, iyileştirip birliğine teslim ediyorlar. Gümüşpala da bu olaydan sonra Dersimlileri övgüyle anar. O dönemin gazetelerine de baktığınızda, Genelkurmay’ın yayın organı gibi hareket ettiklerini görürsünüz. Aşiretlerin birbirine düşürülmesinde de payı vardır bu gazetecilik anlayışının.

Sonrasında çileli bir sürgün süreci var... Toplum mühendisliği çabası başarılı oluyor mu?
O kadar ağır ölümler ve göçler oluyor ki, derin bir korku başlıyor. Çok enteresandır, Dersimliler Hz. Ali ve Atatürk’e sarılır, kendilerini hemen okumaya verir. Bence Dersim’le ilgili bir sürü kitap ve tanıklık olmasına rağmen asıl kaynak devlet arşividir. Bu konuda bir kitap yayımlayacaktık ama bir çok belge, fotoğraf toplamama rağmen kitabı erteledik. Çünkü bu konuda belli kişiler çok ketum. CHP o dönemin telgraflarına bakarsa, Erzurum Kongresi’nden sonra Atatürk’e suikast ihtimaline karşı onu koruyanların Dersimliler olduğunu görür. Devlet bunu da açıklasın. Cumhurbaşkanlığı arşivleri de, Başbakanlık arşivleri de Atatürk’ün yaşananlardan haberdar olduğunu, operasyona katılanlara ne kadar para verilmesi gerektiği, “madalyalar verilsin” dediğini detayıyla anlatır. Yine de Dersimliler Atatürk’ü korumuşlardır.

CHP kabul etsin, AKP arşivi açsın
1938’in etkileri halkın üzerinde hâlâ sürer. Çoğu Dersimli kendini Atatürk’ün o dönemde hasta olduğuna inandırır. Oysa o dönemde Meclis konuşmalarına bakılırsa, herkes her şeyden haberdar. Şu andaki tartışmayı çok komik buluyorum. Şov yapmaya gerek yok. O dönemde CHP ordunun sivil uzantısı gibi çalışıyor, artık bunu kabul etsinler. AKP de tartışmayı laf atma düzeyinden çıkarıp, devlet arşivlerini açsın. Orada öldürülen insanların fotoğrafları var. Seyit Rıza’nın mezar yerini açıklasınlar. AKP madem katliamı kabul ediyor, binlerce fotoğraf, film olan arşivleri açsın. Kimse dürüst davranmıyor. Kaçak güreşiliyor. Geçmişteki iktidarların suçu bu, bununla artık yüzleşmenin zamanı gelmiştir. Türkiye yaşananlardan özür dileyebilecek düzeye geldi.

Kapsamlı çalışma hâlâ yapılamadı
Yapılan belgesellerin, kitapların yeterli olmadığını düşünüyorum. Arşivleri tırtıklamaya yönelik çalışmalar. Bu eleştirim Dersimlilerin çalışmalarını da kapsıyor. Derli toplu bir çalışma henüz yapılmış değil. Kitap hazırlamak benim haddime değil, şunu özellikle vurgulamak istiyorum, biz kaynak kitap hazırlamak istedik. Çünkü bu iş sulandırılmaya çalışılıyor ama çok ciddi bir konu. Biz ciddiyetten dolayı bu kitabı henüz yayımlamadık. Bunun ispatı piyasaya verdiğimiz belge, harita ve fotoğraflardır. Ben müzik insanıyım, asıl komik olan bunları benim araştırmam.

Sivil milisler de talana ortak
Operasyona katılan askerlerin büyük utanç duyduğunu biliyorum. Görüştüklerimizin çoğu kamerayı kapattırdı. Ben hepsini dinledim ama çok azı kayıt altında. Çoğu hacca gitmiş, ruhsal sorunlar yaşamış, içine kapanmış. İnanılmaz bir katliam görmüşler. Vahşetin ağırlığını kaldıramamışlar. Nüfus sayımlarına göre 13 bin civarında ölüm, akıbeti olmayan 2 bin civarı insan ve 13 bin civarında sürgün var. Ölümler de kadın çocuk ağırlıklı. Dersim’de askerlerin dışında milis kuvvetler de var. Harput’tan kaçan Ermenileri koruyan Dersimliler milislerin öfkesini çekmiş, operasyona talan için gitmişler.

Radikal

Yorum Gönder