'Dindar Kürtlerin Partileşmesi Sürece Bağlı ama Kaçınılmaz'

21 Mayıs 2012 Pazartesi 11:20

Güneydoğu’da AKP ve Gülen cemaatinin kalıcı aktörler olmadığını öne süren Sıdkı Zilan’a göre “BDP’de askeri vesayet kokusu” var. Kamuoyunda 'İslamcı' Dindar Kürtlerin Parti kuracağı yönünde çıkan haberlerin iç yüzünü Avukat Sıdkı Zilan, T24'den Hazal Özvarış'a verdiği söyleşide anlattı.

'Dindar Kürtlerin Partileşmesi Sürece Bağlı ama Kaçınılmaz'
Güneydoğu siyasetinde İslami rekabet yükselmeye devam ederken medyada cılız bir ses duyuldu:

İslamcı Kürt partisi yolda …”

Geçen hafta söyleşi konuğumuz olan Kürt entelektüellerden Ümit Fırat,  Mustazaf-Der’in Diyarbakır ve İstanbul'daki “Kutlu Doğum Haftası” mitingine yoğun katılımın sandıkta tayin edici bir değişiklik yaratmayacağını savunuyordu.

Diğer yandan “post-Hizbullah” dönemde kurulan ve önceki hafta yargı tarafından kapatılan Mustazaf-Der’den (Mustazaflar ile Dayanışma Derneği) Güneydoğu’da siyasi arenaya girme sinyalleri geliyordu. Son olarak kamuoyunda “Hizbullah’ın avukatı” olarak da bilinen Sıdkı Zilan ve yaklaşık 50 kişiden oluşan bir ekipten gelen parti kurma mesajlarına tanık olduk. 

Grubun bölgede yaptığı hazırlıkların siyasi parti ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağı kesin olmasa da, Zilan, bölgede İslami bir partiye ihtiyaç olduğunu inancında net.

Boğaziçi Üniversitesi’nde geçen hafta yapılan “İslamcılık ve Kürt Sorunu” paneli için İstanbul’a gelen Zilan’a, kendisini davet ettiğimiz T24 ofisinde sorduk:

“Hizbullah’ın avukatı” olarak anılmaktan rahatsız mı? Hizbullah, cinayetlerden sonra özür diledi mi, Güneydoğu'da halkla nasıl barıştı? “İslamcı Kürtler” Mustazaf-Der ile bağlantılı mı? Güneydoğu’da, BDP ve AKP'nin üzerine iki İslami partiyi kaldırabilecek oy potansiyeli var mı? “İslamcı Kürtler” kimin oyuna talip? İslamî esaslara göre yönetilen bir bölge mi hayal ediyorlar? PKK’dan korkuyorlar mı? BDP ile ittifak mümkün mü?

“Güneydoğu’da AKP ve Gülen cemaatinin kalıcı aktörler olmadığını” öne süren Zilan’a göre “BDP’de askeri vesayet kokusu” var.

Avukat, imam ve haberdiyarbakir.com yazarı olan ve 8 çocuk babası olduğunu öğrendiğimiz Zilan’ın T24’ün sorularına verdiği cevaplar şöyle: 

 ‘10 Haziran'da programımızı deklare edeceğiz'

 - Önce şunu netleştirsek; bir tarafta Mustazaf-Der parti kurma sinyalleri veriyor, diğer taraftan siz “İslamcı Kürt partisi yolda” mesajı veriyorsunuz. Güneydoğu’yu iki ayrı İslamcı Kürt parti mi bekliyor, yoksa Mustazaf-Der ile bağlantılı tek parti mi çıkacak?

Haberlerde geçen ifadelerde yanlışlıklar oldu. Biz, kendimizi İslamcı Kürt değil, "Kürdistanî zeminde İslamî bir oluşum" olarak tarif ediyoruz. Aramızda parti kurulmasını isteyenler olduğu gibi, henüz erken olduğunu söyleyenler de var. 10 Haziran'da kamuoyuna heyetimizi ve programımızı deklare edeceğiz, parti kurup kurulmayacağı yapılacak çalışmalarda belirlenecek. Keza, Mustazaf-Der de resmen “parti kuracağız” demedi. Verdikleri sinyalleri de parti olarak mı okumak lazım, ben tam bilemiyorum. Ama bağlantılı oluşumlar değiliz.

- Peki, siz kimsiniz? 

Genelde İslami ve Kürdistani duyarlılığa sahip, kararlarını alırken özerk davranabilen kişilerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir inisiyatifiz. 

- Siz “Hizbullah’ın avukatı Sıdkı Zilan” olarak bilinirken bahsi geçen siyasi oluşumlar birbirinden ne kadar kopuk olacak?

Ben Hizbullah mağdurlarının da, El Kaide ve PKK’den yargılanan kişilerin de avukatlığını yaptım. Sonuçta bir ceza avukatıyım.

 ‘Hizbullah’ın avukatı olarak anılmaktan rahatsız mıyım, bilmiyorum’

 - Bölgede birbirine hasım üç illegal örgütün birden avukatlığını yapmak ne kadar mümkün?

Diyarbakır’da ceza avukatıysanız illa ki bu siyasi davalara giriyorsunuz. Ve bir katili savunmak, avukatı katil yapmaz. Hukuka herkesin ihtiyacı var.

- Hizbullah’ın avukatı olarak anılmaktan rahatsız mısınız?

Belki yapımdan dolayı, rahatsız olup olmadığımı bilmiyorum. Sonuçta onlar da bizim insanlarımız; PKK, Hizbullah veya TSK saflarında yaşamını yitiren gençler bizim insanımız. Kendimizi diğerlerinden soyutlamak çözüm getirmiyor. Bu, kardeş kavgası çıkarıyor. Her yaşanan olumsuzlukta kendi payım vardır, diye düşünmek lazım. Bu olumsuzluğu niye engelleyemedim, diyerek kendimize pay çıkarmanız lazım.

- Hizbullah cinayetlerin ardından 2002’de silahı bıraktığını söyledikten sonra ne yapmalıydı?

Bence, önce bu ismi bırakılmalıydı. Çünkü isim üzerinden çok şey konuşuldu ve taraf olundu. İkinci olarak da, Hizbullah tamamen legalleşmeliydi ve bunu açıkça ilan etmeliydi. “Şiddet ve illegalite ile yollarımı ayırdım, cemaate dönüştüm” demeliydi. Zımnen bu manaya gelecek açıklamalar var ama kanaatimce bu yetmez.

Hizbullah ev ziyaretleri yaparak özür diledi mi?

- Hizbullah'ı tanıyan biri olarak şu sorunun cevabı sizde var mı; Hizbullah silahı bıraktığını açıkladıktan sonra bölgedeki birçok aileden ev ziyaretleri de yaparak özür diledi, ancak bu süreç kamuoyuna yansımadı. Onca cinayet ardından Hizbullah kimden, nasıl özür diledi?

Kimden özür dilendiğini tam olarak bilmiyorum. Bu soruya cevap verecek olanlar birebir onlardır. PKK'nin de, Hizbullah'ın da, varsa diğer illegal yapıların da, hem toplumun, hem de kendilerinin maslahatı için legal yapılanmaya yönelmesini şahsen destekliyorum. Örneğin, PKK, BDP olsa ne güzel olur.

- Yazılarınızda, Hizbullah'ın öldürdüğü için özür dilemediği isimler olarak İzzet Yıldırım, Mele Ubeydullah Dalar ve Fidan Güngör’ü sayıyorsunuz. İslamcı feminist Konca Kuriş'in ailesinden özür dilendi mi?

Bilmiyorum. Velev ki bu muhatapların iddiaları doğru olsa bile, kimsenin kimseyi öldürmeye hakkı yoktur. Türkiye şartlarında PKK de idama karşıyız, diyor. İdama karşıysan, sen de insanları sana vergi vermiyorlar, onların deyişiyle “ihanet” ediyorlar diye idam etme, öldürme. Diğer türlüsü ahlaki olmaz.

 

‘Partileşirse Hizbullah, BDP’den sonra en güçlü parti olur’ 

 

- Partileşme ihtimallerine gerçekleştiğini varsayalım; Güneydoğu’da iki İslamcı partiyi kaldıracak oy potansiyeli var mı?

 

Kürdî cephede dört tane siyasi parti var; BDP, Hak-Par, KADEP, ÖSP. BDP en etkilisi olabilir, ama örneğin Hak-Par'ın referandumdaki tutumu psikolojik bir etki yarattı. Türkiye genelinde İslami camiada da üç siyasi parti var: AKP, SP ve Has Parti. AKP iktidar, ama diğerlerinin de toplum nezdinde anlamları var. Bölgede bir İslami partiye ihtiyaç olduğu kesin, ama iki tanesi nasıl olur, hangisi tutar, bilemiyorum.

- Mustazaf-Der mitingine katılım doğrudan sandığa aktarılabilir mi?

Bence, evet. Mustazaf-Der parti kurarsa BDP'den sonra bölgede en güçlü parti olur.

- Bu durumda siz de üçüncü mü olursunuz?

Partileşirsek, öyle gözüküyor.

 ‘Kendimizi öncelikle Ankara karşısında konumlandırıyoruz’

 - Yaptığınız sıralamaya merkezi Güneydoğu olmayan partiler de katılırsa?

Henüz konuşmak için erken, ama her halükarda Hizbullah'ın BDP'den sonra ikinci parti olacağını ve bölgede AKP'nin önüne geçeceğini söyleyebilirim.

- Kürt aydınlardan Ümit Fırat, Mustazaf-Der’in mitinge katılan Kürtleri siyasi bir partiye yönlendiremeyeceğini söyledi. Tahminleriniz gerçekçi mi? 

Ümit Bey çok değer verdiğim bir aydın, ancak Kürdistan'a dışarıdan bakıyor, bölgedeki dinamikleri yerli yerinde değerlendirdiği kanaatinde değilim. Bizler bu sürecin mağduruyuz, aktörüyüz, doğrudan içindeyiz. Bugün Kürt halkı başkaları tarafından örgütlenmek yerine kendisi örgütlenmeli. Kendimizi ifade etme ihtiyacımız var.

- Partileşmeye gitmeniz halinde siz, bölgedeki AKP ve SP'nin oylarına mı talip olacaksınız?

Saadet Partisi, Has Parti, AKP gibi İslami partilerde dindar insanların kayda değer kadroları var. Partileşme olursa, bu partilerdeki Kürdistani tabanla ilişkilenileceğimiz açıktır. Ama Türkiye genelinden bahsetmiyoruz, sonuçta Rize'de gidip rekabet edemeyiz.

Partiden partiye oy geçişleri çok önemli bir konu. Örneğin CHP'nin kemikleşmiş bir tabanı var, ama onlar rahatlıkla AKP'ye gidebilir mi? Sanmıyorum. Veya Kürt Aleviler BDP'ye gidebiliyor. Demek ki, CHP ile BDP arasındaki geçiş daha rahat; ya da AKP'den MHP'ye geçiş zor. Kürdi temelde BDP'nin tabanı kahir ekseriyetle dindardır. Dolayısıyla, BDP ile İslami parti arasındaki geçişlerin kolay olacağına inanıyorum. Ama Kürdistanilik mi yoksa İslamilik mi daha ağır basar, denemeden bilemeyiz.

- Medyaya tersi yansımıştı ama geçiş yorumlarınıza göre BDP'nin oyuna da talipsiniz?

Biz kimsenin oyunu hedeflemiyoruz. İnsanlar kendilerini ifade etme ihtiyacından hareket eder ve hem kendilerini, hem de çevrelerini organize ederler. Bölgede kim daha çok varsa siyasette onunla karşı karşıya gelirsiniz. Güneydoğu'da da AKP ve BDP güçlüdür. Ama biz kendimizi öncelikle BDP karşısında değil, Ankara karşısında konumlandırıyoruz. Bir nevi BDP'nin yanındayız. Çünkü Kürtlerin özgürlük ve adalet arayışları devam ediyor.

 ‘BDP'de şu anda askeri vesayet kokusu var’

 - BDP’den farkınız İslam’ı öne çıkarmanızda mı?

Amacımız İslam’ı öne çıkarmak değil. Mesela bir parti sosyalistse “Ben sosyalist bir oluşumum” der, biz de böyle bir ihtiyaçtan, dürüstlük açısından “Biz de İslami’yiz” dedik. Kürdistan meselesi yüzyıllardır devam eden bir mesele ve biz de birey ve topluluk olarak süreci etkilemek istiyoruz. Kürdistan meselesinde İslami bir çözümü göstermek istiyoruz. BDP'de şu anda askeri vesayet kokusu var. Bir fark orada olacak.

- Peki, siz PKK'nın vesayetinden muaf olabilecek misiniz?

Ne kadar mümkün bilmiyorum. En azından zihnen kendimizi muaf hissediyoruz. Bu ülkede sadece PKK'nin değil, Ankara’nın da vesayeti var.

- Okuyucunun aklına takılacaktır; bir yandan "BDP ile yan yanayız" mesajı, diğer yandan askeri vesayet değerlendirmesi… PKK'dan korktuğunuz için mi BDP ile yan yanasınız?

Korku insani bir şeydir. PKK'yı da, AKP'yi de, devleti de dikkate almak durumundasınız. Siyasette de bu böyle, ticarette de. Ayrıca rekabet demek, düşmanlık demek değildir.

- Bugün bir “Habil ile Kabil vakası” yaşanır mı?

Biz böyle bir denklemde yokuz. Ama bugün Türkiye'nin şu an içinde olduğu durum da kardeş kavgasıdır. Yıllardır yapılanın kardeş kavgası olduğunu söyleseydik, belki biraz da olsa ilerlemiş olurduk. Kastım devlet ve onun gibi düşünen çevrelerdir. Yoksa insaf sahibi birey ve çevreler yıllardır kardeş kavgasını dile getiriyor. Diğer türlü iki tarafı da tahrik etmiş ve savaşın sürmesini arzulamış oluyorsunuz.

- BDP ile ittifak mümkün mü?

Bir siyasi hareketin diğer siyasi hareketlerle ittifakı her zaman mümkündür. Her zaman konuşulmalı, çözüm geliştirilmeli ve ortaklaşmalı. Bu herkes için geçerli. Çatışma kültürünün bir tarafa atılması lazım. Hayırda yardımlaşma esastır.

 ‘Gülen cemaati de, AKP de Güneydoğu'da geçici durak' 

 - Güneydoğu denkleminin başka bir dinamiği Gülen cemaatinin yanına iki nokta üst üste koysak devamını siz nasıl getirirsiniz?

Gülen cemaatini faydalı ve sivil buluruz. Ama Hocaefendi ile ilgili üç suçlama geliyor. 1)Türkçülük: Ben bunu Türkiye ve özelde Türkler için müspet buluyorum. 2) Batıcılık: Mehmet Akif de dâhil tüm İslamcılarda batıcılık var. Bilimini, tekniğini alalım ama örf ve adetlerini almayalım, diyen körü körüne olmayan bir batıcılıktır bu. 3) Ümmetçilik suçlaması, ki bu da bir anlamda doğrudur çünkü insan dindaşını sever. Ama Kürdistan özelinde Gülen cemaatini de, AKP'yi de bölgede asli, kalıcı bir aktör olarak görmüyorum. Şu anda PKK ve BDP’ye karşı kullandıkları dil ve fiiliyat çok sorunlu, üstelik bu dil ve fiiliyat, İslami ve insani değil.

- Cemaatin bölgede nüfuzlu kadrolarla ilişkilisi, AKP’nin bölgedeki siyasi yapılanması bölgede kalıcı bir zemine işaret etmiyor mu?

AKP de, Gülen cemaati de bölgeye ait değiller. Bu kişiler şu an belki mecburiyetten, hizmete alternatif bir şey olmadığı için geçici de olsa bir ilişki kuruyor. Ama BDP cephesinde olmayan Kürtler için AKP de, Fethullah Gülen de geçici duraktır.

 ‘AKP ve cemaatin bölgedeki şeyh-mürit ilişkisi devam etmez’

 Türkiye’de iç ve dış dinamikler denk geldiği zaman dönüşüm yaşıyoruz. Bu da hepimizin ortak çabası sonucu oluyor. İnsanlar her zaman Erdoğan'ın peşinden gitmez; evli evine köylü köyüne, derler. Süreci sahici aktörlerle götürmek daha güzel. Devamında AKP ile Fethullah Hoca'yla partner ilişkisi olabilir, ama şimdiki gibi şeyh-mürit ilişkisi olarak devam etmez.

- Şeyh-mürit ilişkisi derken neyi kast ediyorsunuz?

Senaryo bir yerde yazılıp, bir yerde oynanıyor. Senaryo yabancı, dolayısıyla bu insanlar eninde sonunda “Cemaat iyidir ama benim ihtiyacıma şu noktadan sonra cevap vermiyor. Kendi özerk, özel oluşumumu ben gerçekleştireyim” der. Ayrıca cemaat de dönüşüyor. Daha önce Kürt demezlerdi ama şimdi diyorlar. Cemaate yakın bilinen Dünya TV'de Kürt kimliği sık sık dillendiriliyor. Bunların yakınlaşmaya faydası olur. Ayrıca cemaatin Güney Kürdistan'da okul açması, Kürtçe eğitim vermesi gibi girişimlerinin olumlu bir etkisi var.

- Geçici dediğiniz Gülen cemaatine Abdullah Öcalan ılımlı mesajlar yollamıştı. Yanılıyor olabilir misiniz?

O beyanatları hatırlıyorum. Olumlu bir süreçti. Cemaat toplumu, siyasi-kültürel, ekonomik hayatı etkiliyorsa belirli bir ağırlıksa PKK de bunu görmek durumunda. Siz de görmek zorundasınız. Zaten Türkiye siyasetinde arıza, görmezlikten gelindiği zaman çıkıyor. Kürtleri, dindarları, Alevilerin taleplerini görmediler. Cem evlerini açmak hâlâ sorun.

 ‘Devletin dini, imanı olmaz’

 - “Kürdistan meselesinde İslami bir çözüm olduğunu göstermek istiyoruz” dediniz. İslam, Kürt meselesine nasıl çözüm olabilir?

Başka çözümler yok, demek istemiyorum. Kürt sorunu siyasi bir sorundur ve bu sorunu birebir Kuran’ı açarak bulamazsınız, ama İslam'ı düşünen insanların da bu işe duyarsız kalamayacağını söylüyoruz. Biz de duyarsız kalmak istemiyoruz ve camia olarak insanların ellerini taşın altında koymasını istiyoruz.

Kendini İslami olarak ifade eden insanların ekonomiye, siyasete, Kürdistan meselesine dair söyleyecek önemli sözleri vardır. Tabii, bu sözlerin nasıl pratiğe döküldüğü de önemli. Birisi İslamiyim veya sosyalistim, der ve şiddete bulaşırsa bu bizim tasvip ettiğimiz bir şey değildir. İslam’ı nasıl tanımladığınız da önemli; biz İslam’ın barış ve tolerans dini olduğuna inanıyoruz. İslam’ı, bazı istisnai durumlarla, İslam'a nispet edip de yanlış yapan insanlara bakıp da değerlendirmemek lazım.

- Hayaliniz İslami esaslarla yönetilen bir bölge mi?

Benim İslami anlayışıma göre devletin dini, imanı olmaz. Dine kişiler muhataptır. İslam’ı referans almak, adil olmak, özgürlükçü olmak demektir. İnsanlar bunların aracılığıyla devletin kuvvetini dengelemeli ve devleti geriletmelidir. Ne kadar az devlet olursa o kadar çok özgürlük alanı olur. Yoksa İslam’ı tanıyan devlet de insanları istismar eder, zulüm eder. Bunun özü şudur: Devlet baskıcıdır ve az verme eğilimi içindedir.

 ‘Din üzerinden siyaset yapılmamalı’

 - Bir adım daha ileri gidip “Devlet laik olmalı” der misiniz?

Türkiye özelinde düşünüldüğü zaman insanların kafasında laiklik denilince kötü bir şey canlanıyor. Hâlbuki başka devletlerde daha ılımlı uygulandığını görüyoruz. Türkiye'ye kıyasla bir Müslüman İngiltere'de, bazı kuzey Avrupa ülkelerinde, hatta İsrail'de bile bazı konularda daha rahat. Orada en azından başörtüsü sorunu yoktur. Bu kelime belki masum bir kelimedir ama Türkiye'deki uygulama nedeniyle halk nezdinde itibarı sıfırlanmıştır. Yeni anayasaya laiklik yazmamak lazım, çünkü fiilen kişiler laik olmaz. Ama devlet nötr ve herkese karşı eşit mesafede olmalı.

Bakın, siyasi şahsiyetler tebliğe soyunmamalı. Erdoğan'ın yaptığı yanlış da budur; başkasının dinini sorgulamak, Zerdüştlük üzerine siyaset yapmak... Din üzerinden siyaset yapılmamalı.

- Bunu sizin söyleminiz ironik değil mi?

Şimdiye kadar hep bizim adımıza, bize rağmen, bizim değerlerimiz üzerinden siyaset yapıldı.

 ‘Adil bir devletin İslami devlet olacağına inanıyorum’

 - Ve siz bunu yapmayacaksınız?

Asla. Kişi İslami olarak düşünür ama diğer insanlara kardeşlik elini uzatır. Bu da karşılıklı yapılmalıdır.

- İslami rejime karşı mısınız?

“Ülkeyi bir projeyle yöneteceğim” derseniz olmaz ama ülke halkın rızasıyla böyle yönetilecekse farklı olur. Ben şahsen adil bir devletin İslami devlet olacağına inanıyorum.

- Nasıl bir İslami devletten bahsediyorsunuz?

Algılar farklı olduğu için bu konuda konuşmak kolay değildir. Dediğim gibi adil ve özgürlükçü bir devlet aynı zamanda İslami bir devlettir veya İslami olana daha yakındır.

- “Devletin dini olmamalı” ile “Adil devlet, İslami devlettir” arasında çelişki yok mu?

Bu çelişkiyi veya yanlış algıyı giderdiğimiz zaman adil devlet olacak. Devlet hiçbir ideolojiyi veya fikri militanca savunmamalı, çünkü devlet bir hizmet şebekesidir. Herkese ihtiyacına göre, hukuka uygun talebine göre cevap verildiği zaman mesele kalmaz. Bir kişi de olsa yüzde 99 da olsa nazara alınmalıdır. Adil devletin hukuki anlayışında sarf-ı nazar edilebilir bir haklı talep veya aidiyet olmamalıdır. Dini, felsefi, etnik, mezhebi, kültürel vs aidiyetler kâmil manada özgürce ifade edilmeli ve yaşanmalıdır. Devlet, aynı zamanda âdemi merkeziyetçi (yerelden yönetilen) olmalıdır.

 ‘Demokrasi ne amaçtır, ne de araçtır’

 - Sıdkı Bey, sizin için adil devlet ne demek?

Devlet en nihayetinde dünyevi bir iştir, insanların rızası önemlidir. Değerler manzumesi vardır. Bu değerlerin başında da adalet vardır. Değerler dünyadaki herkesin içinde olduğu bir arayış. Sağcısı da, solcusu da, İslamcısı da, herkesin adalet tabirine yüklediği bir anlam vardır. Keza, özgürlük de öyle. Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların, çocukların, kadınların hakları var. Çok sesli, çok renkli toplum modelini savunuyorsak, çok sesliliği muhafaza etmek gerekir.

Tek tip olmamak, çok sesli bir toplum oluşturmak için demokrasiye, siyasi yapılanmalara ihtiyaç vardır. Adalet, özgürlük gibi değerleri, Medine Vesikasından, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi'nden AİHM kararlarına kadar edinilen kazanımları göz ardı edebilir miyiz? Hikmet müminin yitiğidir, nerede bulursa alır. Biz de bu evrensel değerleri savunuyoruz.

- Netleştirmek için son bir soru; çok sesli toplum için ihtiyaç olduğunu söylediğiniz demokrasi, sizin için araç mı?

Demokrasi ne amaçtır, ne de araçtır. Eğer demokrasi, yöneticilerin halk tarafından seçilmesi, icraatın halkın tasvibine göre icrası demekse ve “halkın rızası, hakkın da rızasıdır” manasında kullanılan bir yönetim biçimi ise amaç veya araç değil, esastır. İslam’daki şura prensibi de bunu ifade eder.

Demokrasi değerler manzumesinden, hukuktan bağışık bir durum değildir. Cumhuriyet de cumhurun görüşüne göre yönetim demektir. Maalesef Kemalist dikta cumhuriyeti, şurayı, demokrasiyi ismen lekelemiştir. Biz, bu mefhumların sahih, kitabi manalarında dünya ile ittifak içerisindeyiz. Baasçılar ile Kemalistlerin tek parti diktası olan cumhuriyet algısına ve laikliği din düşmanlığı olarak fiiliyata yansıtan “militan demokrasi” gibi ucubelere karşıyız. Demokrasi halkın, hukukun, özgürlüğün ve adaletin teminatıdır; teminatı olmalıdır.

- “Kemalist dikta rejimi” diyorsunuz ancak İslami hareketlerin dünyasında buna alternatif bir demokrasi vizyonu var mıydı?

Dikta rejiminin benzer örnekleri tüm dünyada mevcuttur. Kemalizm demokrasiyi getirmemiştir, engellemeye çalışmış ve vesayet altında tutmuştur. 1960 darbesi, 12 Mart muhtırası, 12 Eylül askeri darbesi ve 28 Şubat zaten vesayet altında olan demokrasiye yapılan müdahalelerdir. Kemalistlerin demokratlığı veya cumhuriyetçiliği kocaman bir yalandır. Bu, iddiaları içerikten ve manadan yoksundur. Türkiye halkının Kemalizm ve resmi ideolojiye karşı ana muhalefet damarı ise İslami kesimdir.

Said-i Nursi tek başına ve sonrasında eserleri ve talebeleriyle Kemalizme karşı tarihi bir mücadele vermiştir. Şeyh Said ile Seyyid Rıza mazlum Müslüman Kürdistan halkının önemli iki dinamiğini temsil ederler ve Kürtlüğün Sünni ve Alevi damarıyla İslami yorumuyla Kemalizme karşı durmuşlardır. Bu karşı duruş nedeniyle büyük bedeller ödenmiştir. DP’yi, ANAP’ı ve AKP’yi iktidara taşıyan en önemli dinamik dindar insanlardır. Bu üç parti Türkiye’deki demokratik kazanımların öncüleri sayılır. İslami camia ise bu diktatörlere karşı en önemli muhalif mevziiyi oluşturur.

T24

Yorum Gönder