Soyadında Türkleştirme ve Sosyoloji Katiliamı

Soyadında Türkleştirme ve Sosyoloji Katiliamı

Kemal Okutan

kemal.okutan.1@facebook.com
27 Nisan 2015, 00:31
 Haksızlık ve adaletsizliğe uğrayan, açlık ve yoksulluk çeken, eşitlik ve özgürlükten yoksun olanların gülmesi biraz zordur. Gülmeyi unutan bu kesimleri bazen bir fıkra, bazen bir hikaye , bazen bir film, bazen de başka bir sanat eseri güldürür.
                  
  Aziz Nesin, yazdığı hikayelerle kendi döneminde yaşayan bu kesimlerin imdadına yetişen insan oldu ve onların gülmesini sağladı. İlyas Salman, Kemal Sunal filmleri de  aynı kategoride değerlendirebilir.

  Aziz Nesin’in yazdığı hikayelerden biri beni hem güldürdü hem de düşündürerek kafamda soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu. Bu hikaye, benim küçücük bir araştırmaya yönelmeme de neden oldu. 
       
      Bakınız bu araştırma beni nerelere götürdü !

            Önce hikayeyi hatırladığım kadarıyla anlatıp sonra neyi keşfetmeme vesile olduğunu aktarayım.
           
            Hikaye özetle şöyle : ‘’Soyadı Kanunu çıktığında korkaklar yiğit, Zayıflar güçlü, esmerler beyaz, çürükler sağlam, çirkinler güzel… ''  soyadlarını aldılar ya da onlara bu soyadları verildi’’ ( Bence kendi tercihleri değildi)
 
       Aziz Nesin herkese olduğunun tersi olan soyadları verildiğini anlatınca, ben de herhalde Türk olmayanlara Türk soyadı verilmiştir diye düşündüm. Yaptığım küçücük bir araştırma bu düşüncemi doğruladı ve bir baktım ki ne kadar Türk olmayan varsa tümüne içinde Türk kelimesi geçen soyadları verilmiş. Ne zaman Türk, Öztürk , Hastürk, Göktürk, Şentürk ve benzeri soyadları ile karşılaşırsam, bu soyadları taşıyanların Türk olup olmadıkları konusunda tereddüte düşerim.
  
          Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkleştirme, tektipleştirme politikası soyadı kanunun uygulanmasına da yansımış ve Türk kökenden gelmeyenlerin kendilerini Türk hissetmesi sağlanmaya çalışılmış, bundan dolayı Türk olmayanlara Türk olduklarını çağrıştıran soyadları verilmiştir.
 
          1923 sonrası hemen hemen tüm alanlara Türk sözcüğü hakim kılınmaya başlanmıştır. Türk , Türklük  her alanda öne çıkarılarak belleklere kazınmıştır. Dağ, Taş , Deniz, Nehir, Orman, Köy, Kent isimleri Türkçeleştirilerek orijinal isimlerinin unutturulması sağlanmaya çalışılmıştır. Her yer ,her şey Türk sözcüğü ile tanıtılmaya, anılmaya başlanmıştır.
 
          Bırakalım 1920’leri ,1930’ları günümüzün sendika isimlerine bakın; Türk Haber –Sen ,Türk Kamu-Sen, Türk Eğitim –Sen, Türk Harb-İş , Türk-İş v.s.
 
          Ülkeyi yönetenlerin ve basının üstüne basa basa kullandığı deyimlere bakın; Türk Sporu, Türk Sineması, Türk Sanatı, Türk Folkloru, Türk Basını, Türk Müziği, Türk Tıbbı , Türk Profesör , Türk Doktor v.b. gibi

            Bir iki örnekle bu alanların ne kadar Türk olduğunu açalım. Türk Sineması denilen sinemayı dünyaya tanıtan Yılmaz Güney Siverekli bir Kürt, Türk Romanı diye sunulan romanı dünya ile buluşturan Yaşar Kemal Erçis’li bir Kürt , Türk Halk Müziğinin babası olan Ruhi Su Van'lı bir Ermenidir, Antalya’da yüz ameliyatı yapan, övünülerek Türk Doktor denilen doktor ise Haymana’lı bir Kürt’tür.
Türk folkloru genellikle  Kürtlerden, Türk Halk müziği de genellikle Kürtler ve  Alevilerden (ç)alınmadır . Bu örnekler de gösteriyor ki soyaadları ve adlar yoluyla asimilasyon etkin kılınmıştır.

            Bazen  şöyle terimler duyarız; Türk Kürtleri, Türk Azerileri, Türk Ermeniler, Türk Yahudileri. Kürt, Ermeni, Azeri...Yahudi isimlerinin başına Türk sözcüğünün konması bilimle oynamak, alay etmek ve sosyolojinin katledilmesidir. Türk Türk’tür, Kürt Kürt’tür, Azeri Azeri’dir, Ermeni Ermeni’dir, Yahudi de Yahudi’dir. Bu halkların Anadolu’da yaşamaları ve T.C. vatandaşı olmaları onların Türk oldukları ve Türkleştikleri anlamına gelmez. Hiç kimse anasını ve babasını  seçme hakkına sahip değildir. Ve hiçbir kimsenin de insanların anasını ve babasını değiştirmeye gücü yetmeyeceği gibi haddine de değildir.

            Nasıl ki Fransa’da yaşayan bir Türk Fransız, Bulgaristan’da yaşayan bir  Türk Bulgar, Yunanistan’da yaşayan bir Türk Rum olamıyorsa, Türkiye’de yaşayan Kürt, Ermeni, Azeri , Yahudiler de Türk olamazlar. T.C. vatandaşı olabilirler ama Türk olamazlar. Bu değişmeyen bir Sosyoloji kuralıdır, bilim kuralıdır.
 
          Benim eleştirdiğim Türklük değil, bahsettiğim Türkleştirmenin zorla, baskıyla, asimilasyonla dayatılmasıdır. Anadolu’nun zengin kültürel mirasının yok edilmesi için yürütülen sosyolojik katliamdır. Bana göre Türk ırkından gelenler bu coğrafyanın en gariban insanlarıdır. Türk kimliği de diğerleri gibi saygındır, güzeldir, Türklere aittir.

            Aslında Türklerin arı ve duru olan bu kimliklerinin ardına sığınılarak, birileri iktidarlarını sürdürmek istemektedir. Bu devşirmeler Türk kimliğini de kirleterek rantlarını çoğaltmaktadırlar, makam ve mevkilerini korumaktadırlar.

            Dikkat edilirse şovenizme varan Türk ırkçılığını militarist bir üslupla savunanların çoğunluğu Türk olmayıp sonradan Türkleştirilenlerdir. Yani Türkçülüğü savunanlar Türkler değil, Türk olmayanlardır.

            Keşke bu ülkeyi Türkler yönetseydi ve keşke nüfusun %50’den fazlası Türk olsaydı, belki de tüm halklar daha özgür ve daha mutlu olabilirlerdi!!!

 SAHİ TÜRKÇÜLÜK HAREKETİNİN KURUCULARI ARASINDA TÜRK VAR MIYDI ?

            İlginç bir durum değil mi?

Yorum Gönder