Kurdistan Milli Takımı Tunus'a 2-1 Yenildi

24 Mayıs 2012 Perşembe 18:25

Filistin'de düzenlenen Viva Dünya Kupası eleme maçlarında Kurdistan Milli Futbol takımı yarı finalde Tunus'a 2-1 yenilerek final şansını kaybetti.

Kurdistan Milli Takımı Tunus'a 2-1 Yenildi
Viva Dünya Kupası ön eleme maçlarında başarılı futboluyla dikkatleri üzerine çeken Kurdistan Milli Takımı ilk iki maçında yenilgi yüzü görmeyerek yarı final yükselmeyi başarmıştı .

Yarı finalde Tunus ile karşılaşan Kurdistan Milli Takımı maçta oyunun kontrolünü elinde bulundurmasına, birçok gol pozisyonuna girmesine rağmen skoru lehine çevirmeyi başaramadı.
Kurdistan Milli Takımı Tunus'a 2-1 yenilerek finale çıkma şansını kaybetti. 

Taraf Gazetesi Spor servisi adına, Yazar Ali Fikri Işık'tan Maçın Analizi: 

Kurdistan-Tunus
Tek ayaklı oyuncuların topu kontrol etme çabası, iki önemli yetişme/yetiştirilme defosuyla birleşince, dünyanın en iyi düşünülmüş, en ince ayrıntısına kadar, her şeyi en iyi kurgulanmış bir oyunu bile, devekuşuna dönüşebilir. Gözü topta olan oyuncu kamburlaşır!

“Gözün topta olsun” denerek yetiştirilen oyuncu, ister istemez topa pimi çekilmiş el bombası muamelesi yapar. Gözünü topa diken oyuncu doğal olarak oyunu kontrol edemez. Oyunu kontrol edemediği için de oyuna ilişkin kararları önceden alamaz. Topla buluştuğu andan itibaren karar almaya çalışan oyuncu hâliyle topla daha fazla zaman geçirmek durumunda kalır.

Oysa futbol, tenis gibi tek kişilik bir oyun değil ki! Yirmi iki kişinin oynadığı bir oyunda en değerli“odak” top olamaz. En değerli gözlem nesnesinin top olması gerekmez. Buna gerek de yoktur. Çünkü bir tek oyuncu bile topun “etkin” ânını kontrol edebilir. Zaten bu oyunun zaaf ânı bütün oyuncuların topun büyüsüne kapıldıkları andır.

Bu zaaf en fazla yan toplarda kendini gösterir. Gözünü topa diken oyuncu, tam da bu anda iki şeyi unutur. Bir, kalecisiyle kendisi arasındaki mesafeyi, iki, rakibin esas olarak ne yapmak istediğini! Özellikle yandan gelen duran toplarda, gözü topta olan oyuncu, o körlük içinde kendi kalesine doğru bir koşu yapar ve beraberinde “taşıdığı” rakip oyuncuya kafa ile gol atma imkânı sağlar.

Bana kalırsa Ortadoğu coğrafyasında bütünlüklü bir oyun inşa edilemiyorsa bunun en önemli sebebi bu yanlış perspektiftir. Dolayısıyla oyuncuların odağını değiştirmek, futbol reformunun en değerli hamlesi olacaktır. Bu oyunda değerli olan şey görmek değil, “düşünmektir”. Kaldı ki görmek zaten en doğal durumdur ve bunun için özel olarak bir şey yapmak gerekmez. Ama gördüklerimiz üstünde düşünmek galiba çok ciddi bir reform işidir.

Yeri gelmişken iki temel defansif yanlışın altını çizmek gerek. Topun rakibe geçtiği durumda, defans oyuncusunun kendi kalesine doğru koşu yapmasını, hangi futbol doğrusuyla izah edebiliriz? Kimse kusura bakmasın ama bu ahmakça davranışın futbolla, oyunla bir alakası yok. Bu durum her hâlükârda rakibin üstünlüğüne “iman” etmiş bir reflekstir.

Kendi zavallılığını kabul etmeden, hiç kimse bu davranışı içselleştiremez. Bu tam anlamıyla kendini“değersiz” görme kompleksidir.

Defans oyuncusunun ilk görevi rakibi karşılamaktır. Rakibin oyun alanını daraltmaktır. Rakibe baskı uygulayarak onu “kararsızlaştırmaktır”. Oyunun akışını değiştirerek zaman ve alan kazanmaktır. Bütün bunları geriye doğru koşarak yapamazsınız. Defans oyuncularının geriye doğru koşusu, bir tek durumda makbuldür ve o da, rakibin arkaya sarktığı durumdur.

Geriye doğru koşu yaparak rakibe oynayacak geniş alan bırakan defans anlayışı, sıra topla oynamaya gelince, bu kez da inanılmaz bir “hantallık” örneği sergiler. Çünkü geriye doğru koşmaktan bir türlü topla çıkmayı, topla oyuna katkı yapmayı öğrenemez! Top onun için çok “tehlikeli” bir nesnedir. Ya amaçsızca uzun vuracaktır. Ya da beyni, bir kağnı arabası yavaşlığında topu güvenli biçimde oyuna sokmakla meşguldür.

Ne o ne de bu. Defans yapmak oyunun en modern ilişki biçimidir. Oyunun “uygar” yüzünü defansif ilişkiler temsil eder. Hücumdaki doğaçlama ve kendiliğinden oluşan hallere pek itibar edilmez. Her şey önceden ölçülüp biçilmiştir.

Tunus maçı 2-1 aldı ama fair play adına Kurd taraftarın yüreğinde derin bir yara da açıldı. Kendini yere atan ilk Tunuslu oyuncunun, uzun süre yerde “kıvranmasının” ardından, herkes gibi benim de gözüm süredeydi. Uzatmayacağım. Tunuslu oyuncular bu davranışlarıyla oyundan tam on beş dakika çalmayı marifet sandılar!

Fatih Uraz ve Arda Alan’ın affına sığınarak kaleciliğe ilişkin bir iki laf edeceğim. Tunus’un birinci golünde Gaffur, eğer geriye doğru bir adım atsaydı o topu en yüksek noktada tutabilirdi. Çünkü etrafında herhangi bir rakip oyuncu yoktu ve baskı da yemiyordu. Ama Gaffur hem geriye doğru adım atmadı hem de topu penaltı noktasına doğru yumrukladı. Tabii bu güzel “asisti” de Tunuslu oyuncu çok güzel değerlendirdi.

Fatih Uraz’ın altını çok sıklıkla çizdiği gibi kaleci denen kişi “ayakta” duran kişidir. Çünkü ayakta olan kaleci ellerinin avantajını kullanabilir?

Yorum Gönder