Stratejik serinlik

Stratejik serinlik

Ali Çakmak

12 Eylül 2014, 12:47
 Işıltılı laflara gereğinden fazla prim vermeyen Selahattin Hilav bir keresinde, felsefecinin kültürel ortama kazandırdığı bir terimin-kavramın başına gelecekleri öngöremediğinden yakınmıştı. Bir kez memleketin kültürel ortamına “düştükten”, bir bakıma mirî mal olduktan sonra felsefeci çok istese de onu koruyamamaktadır. “Yabancılaşma” terimini örnek veren Hilav biraz da eğleniyordu: “Yahu, adam ‘karıma yabancılaştım’ diyor, olacak şey değil.”

Batı’nın doğu hakkındaki yalınkat gözlemlerinin, kültürel-politik istismarının eleştirisiyle kırk yıldır giderek artan ölçüde pejoratif bir anlam kazanan “oryantalizm” kavramı da kültürel ortamımıza duhul ettiğinde kendisini başına geleceklerden koruyacak pek fazla kimseyi bulamamıştı ortalıkta. Sözgelimi, doğuyu değersizleştiren, klişelere hapseden oryantalizmi eleştiren biri, yeni başbakanı övmek için şunları söyleyebiliyor: “Dicle Üniversitesi’nde konuşurken ve Süleymaniye’de onu dinleyenleri Kürtçe selamlarken bir Mezopotamyalı gibi konuşur ve alkışlanır. O konuştuğunda Araplar, onun bir Bağdatlı gibi konuştuğunu söylerler” (Orhan Miroğlu, “Bijî Davutoğlu”, Sabah, 25 Ağustos 2014).

Başbakanların eskisine mi yenisine mi daha çok hayran olduğunu kestirmekte güçlük çektiğimiz yazara Lawrence’ın Arapçasını hatırlatmayalım da Cem Ersever’in Kürtçesinden de mi hiç bahsetmeyelim?

Eğer bir filoloji konferansında değilsek, hariciye nazırından ve yeni başvekilden söz ediyorsak, Davutoğlu’nun Kürtçesi’nin-Arapçası’nın düzeyi başka pek çok meseleden daha önemli olmamalı. Sözgelimi bu ihtiraslı politikacının izlediği dış politikanın Rojava’da ve Şengal’de Kürtlerin karşı karşıya kaldığı saldırılardaki payını tartışmak çok daha anlamlıdır. Belki Davutoğlu’nun Amerikan devletinin Arap topraklarındaki zulmüne karşı kahramanca mücadelesi, meslektaşı Hillary Clinton’un oryantalist bakışına ne kadar direndiği vs. konularında da ilginç gözlemleri vardır Miroğlu’nun.

Meseleye oryantalizmden girince Edward Said’e rastlamak kaçınılmaz. Miroğlu Said’e rastlamış değil de çarpmış gibi görünüyor (çarpmanın tesiriyle Said neredeyse düştü düşecek). Davutoğlu’nun yanında pek cılız bir Said: “O bir bilim ve siyaset adamı olarak, [Said’den değil Davutoğlu’ndan söz ediyor] dünyadaki bütün mazlumların oryantalizme karşı vicdan ve onurunu, yeni-sömürgeciliğe karşı mücadelesini temsil ediyor. Bizim Edward Said’imizdir Davutoğlu. Said’ten farklı olarak, inançlarını yazdığı kitapların dışına, siyaset alanına taşımayı denemiş, elini taşın altına koymuş ve gördüğünüz gibi bunda da başarılı olmuş bir Edward Said…”

Mahir bir yazar Miroğlu: Said’i, Davutoğlu’nun kapladığı daha büyük hacmi belirginleştirmek için kullanıyor ve tam kitapların dışına çıkamamış, siyasetten haberi olmayan, elini hep korumuş Edward’dan ümidimizi kesmek üzereyken başarılı bir vücut çalımıyla onu da Davutoğlu’nun başarısına ortak ediyor.

Ne kadar mahir Miroğlu? Havadaki bütün övgüleri toplayan ve Davutoğlu’na yönlendiren son hava bükücü kadar övgü. Yine de bu mahir yazarın Davutoğlu’nun Said’den çok Bernard Lewis’e benzediğini yazan K. Mehmet Kentel’i dinlemesinde fayda var (“Agos”, 29 Ağustos 2014).

Belki de mahir değil Miroğlu. Elleri arkasında bir ağa çocuğu umursamazlığıyla serin bir yaylada (“Kürt platosu” diyor oryantalistler) önünü arkasını düşünmeden iktidarı (geleni, gideni) övmekten başka bir derdi yok. “Bir yayla” dedim ama “bin yayla” da diyebilirdim. İsterse oradan da Deleuze’e bağlanabilir Miroğlu. Sonra da Davutoğlu’nun kapitalizm eleştirisinin Deleuze’ünkinden ne kadar stratejik, ne kadar derin falan olduğunu yazar.

Özgür Gündem


Yorum Gönder