Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı

06 Haziran 2014 Cuma 01:42

Türk başbakanı son günlerde ağzını açtığı zaman ilk iş olarak Kürtleri tehdit ediyor. Sesini olabildiğince yükselterek, yüzünü acayip bir şekilde gererek ve parmağını sallayarak ‘diz çökün, yoksa gününüzü görürsünün’ dercesine tehditler savuruyor. Kürtleri tehdit ederek, ‘B ve C planımız var’ diyor.

Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı

Erdoğan bu tehditleri savururken tescilli ırkçı ve faşist gazeteler, televizyonlar ise günlerdir AKP hükümetine sanki az Kürt öldürüyormuş gibi  ‘neden daha fazla Kürt öldürmüyorsun’ diyerek ha bire yükleniyorlar. Orduyu, polisi, özel timi Kürtlere karşı katliam için harekete geçmeye çağırıyorlar.

Doğrusu Erdoğan’ın ‘B ve C planı’ ile bu Ergenekoncu artıklarının soykırım çağrıları birbirini tamamlıyor. Her ikisi de Kürtleri öldürmenin, ortadan kaldırmanın, yok etmeninin, soykırım uygulayarak evlerini tarumar etmenin dayanılmaz iştahı içindeler.  

Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı ile yanıp tutuşan bu cepheye birde Fethullah Gülen Örgütü’nü eklemek gerekiyor. Onlarda Erdoğan ve şürekâsıyla kanlı-bıçaklı olmalarına rağmen Lice, Meskan ve Karlıova’da halkın meşru ve haklı direnişini gerekçe göstererek ‘vatan elden gidiyor’ propagandasıyla hükümeti daha fazla tedbir almaya, askeri ve polis gücünü artırmaya ve devletin bölgede gücünü göstermeye davet ediyor.

HEPSİNİN ELİNDE KÜRT KANI VAR

Hepsinin elinde Kürt kanı var. İçlerinde Kürt soykırımına karışmamış, dışarıda kalmış veya en azından ‘tarafsız’ kalmış tek birisi yok. Hepsi Kürtleri aşağılamaktan, ta öldürmeye kadar sınırsız bir düşmanlığın, ırkçılığın iştahıyla yanıp tutuşuyorlar.

O kadar ki,  MHP Rize İl Başkanı Cem Kazmaz’ın “Güneydoğu’da PKK’lılar yolları keserken, insanlara kimlik kontrolü yaparken kuzu kuzu kışlalarında oturan güvenlik güçleri Rize’de kendi havasını, suyunu, toprağını koruyan annelerimizi dövmekte bir beis görmemiştir” yönündeki ırkçı sosa batırılmış cehalet  kokan açıklamalarını ‘'Devlet yol kesen PKK'yı görmüyor, bizi burada coplatıyor' başlığıyla suna biliyorlar.   

Türkiye’nin geleneksel Kemalist-ulusalcı güçlerinin suç dosyası biliniyor. Kürdistan’da yapmadıklarını bırakmadılar. Cumhuriyet tarihi boyunca bir vampir gibi Kürt kanını akıtarak beslendiler.

Doğrusu 2002 yılının sonunda AKP hükümeti kurulduğu zaman bu kanla beslenme halinin sona ereceği düşünülüyordu. En azından bu yönde umutlar vardı. Çok geçmeden AKP hükümetinin de aynı genleri taşıdığı, yaşaması ve üremesi için Kürdistan’da kan akıtması gerektiği anlaşıldı.

Erdoğan ilk önce Kürtler için ‘düşünmezseniz yoktur’ dedi. Daha sonra bu ret ve inkâr politikasına karşı direnen Kürt halkını bastırmak için ‘kadında olsa, çocukta olsa gereği neyse yapılacaktır’ diyerek, ordusuna, polisine talimatlar verdi. Bu talimatla birlikte oluk oluk Kürt kanı akıtıldı.

Sadece 2006 yılının Mart ayının sonu ve Nisan ayının başında Amed’te Türk polisi ve özel hareket timleri Mehmet Akbulut (18), Halil Söğüt (78),   Tarık Atakaya (22), Mehmet Işıkçı (19), Abdullah Duran (9), Enes Ata (7), Mahsum Mızrak (17), Emrah Fidan (17),İsmail Erkek (8), İlyas Aktaş (22), Mustafa Eryılmaz (26), Fatih Tekin (3), Ahmet Araç (27) ve M.Sıddık Önder’i (22) katledildiler.

Erdoğan ve ekibi bununla kalmadı. Toplu katliamlara imza attılar. Kortek, Kazan Vadisi, Şeyhçuman, Roboski, Lice ve Paris katliamları Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı içinde olmanın son halkalarını oluşturdu.

Peki ya Gülenciler? Onlarda en az eski ortakları Kemalist-ulusalcı ve Erdoğan ekibi kadar Kürdistan’da kanı sevdiler. Öyle ki, bu network’un yayın organlarından Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni zat, Ekim 2011’de Kürt Özgürlük Hareketi’ni ‘eşkıya’ olarak tanımladıktan sonra Erdoğan hükümetini daha fazla Kürt öldürmesi için teşvik ederek ‘yapılacak hiçbir misilleme haksız sayılamaz’ diyordu. Yani kimyasal silah dahil her yol mubahtır diyordu.

Erdoğan hükümetinin Kürdistan’da akıttığı her damla kanının arkasında bu kirli network’un olduğunu unutmamak gerekiyor. Kürdistan’daki Türk ordusunun katliamlarını ‘küçük Kandilcikler yok ediliyor’ diyerek caka satan bu ekipti. Erdoğan’ın sırtını sıvazlayarak Sri Lanka modeli soykırım önerenlerde, Roboski ve Paris cinayetlerinde rol alanda bu ekipti.    

Dahası bu network’un  sözde Hoca Efendisi "Allahım, altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, feryat figan sal, köklerini kes, kurut ve işlerini bitir" diyerek açıktan fetvalar veriyor ve Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı içinde âdete yanıp tutuşuyordu. Halen de öyledir. Bu ‘Hoca Efendinin’ kontrol ettiği medyanın Kürt düşmanlığı Sözcü, Aydınlık, Ortadoğu gibi gazetelerden bir adım daha öndedir.  

VAMPİRLERİN ÇOCUK SEVGİSİ OLUR MU?

Şimdi bu Kürt düşmanı cephe son günlerde birden bire Kürt çocuklarını, Kürt annelerini hatırladı. Onları seviyor, şefkat gösteriyor!

Bu sevgi ve şefkatin yalan ve dolan olduğunu Kürtlerin ezici çoğunluğu biliyor. Bu düşmanlığı sadece insanları değil, Kürdistan’ın yok edilen doğası, yakılan ormanları, su altın bırakılan tarihi mekânları, tarumar edilen Kürt dili, kültürü, inançları da biliyor. Bu sevgi ve şefkatin bir vampirin daha sonra kanını emeceği bir canlıya gösterdiği sevgi ve şefkat olduğunu da biliyor.

Bu nedenle attıkları yalan tutmuyor. Kürdistan halkı, özelliklede anneler bu yalan ve sahtekârca sevgi ve şefkate kanmıyor. Onlara prim vermiyor. Bu nedenle neredeyse çıldıracaklar. Erdoğan’ın ve onun beslediği meydanının her geçen gün çirkefleşmesi de bu nedenden oluyor. Sadece Erdoğan ve Gülen Örgütü’nün yayın organları değil ‘Türkiye Türklerindir’ logosuyla çıkan, Kürt düşmanlığında ve ırkçılıkta her zaman diğerlerine fark atmış Hürriyet gibi gazetelerde çirkefleşiyor. Daha da çirkefleşecekler. Belki yakında Türkiye tarihinde psikolojik savaşın en adi biçimlerine, yönetmelerine şahit olacağız.    

Çünkü bekledikleri olmadı. Olmuyor. Gerillaya katılan, hatta katılıp-katılmadıkları dahi netleşmeyen bazı genç ve çocukların ailelerini manipüle ederek yaratmak istedikleri kirli ve çözüm karşıtı propaganda başarısız kaldı. Güneşi balçıkla sıvamaya kalktılar, tutmadı. Çamur ellerine kaldı. Daha da kalacak.

Amed Büyük Şehir Belediyesi önünde çocuklarının akıbeti için ‘oturma eylemi’ yapan ailelerin samimi duygularını istismar etmek, oradan Kürt düşmanı bir rüzgâr estirmek mümkün değil. Bu kirli oyunu bozmak ve deşifre etmek gerekiyor. Bizzat ‘oturma eylemi’ yapan aileler bunu deşifre etmeliler.  Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı içinde olanların yüzüne çarpmalılar.

İNSANLIK SUÇU İŞLEYENLERİN OYUNU BOZMAK İÇİN

Öte yandan meydan Kürdistan’da ağır insanlık suçu işlemiş ve kendisini kirli bir tezgâhla aklama peşinde olanlara terk edilemez.  

Mademki anneler, aileler çocuklarının akıbeti için oturma eylemi yapıyorlar, o zaman 17 bin faali meçhul Kürdün aileleri,  Erdoğan’ın ‘çocukta olsa kadında olsa gereği yapılacaktır’ talimatından sonra öldürülen başta çocuklar olmak üzere bütün Kürdistanlıların aileleri, Kazan Vadisi’nde kimyasal silahlarla katledilen gerillaların aileleri, Robiskili aileler, Lice’de barış sürecin başlarken katledilen 10 gerillanın aileleri, Paris’te alçakça bir cinayete maruz kalan üç kadın devrimcinin aileleri, sözün kısası bütün barış anneleri, Kürdistanlı kadınlar, çocuklar, erkekler, gençler bu savaşı başlatan, yürüten ve Kürtlerin doğuştan gelen en basit ve sıradan haklarını tanımadığı için savaşın devam etmesinden yana olanlardan hesap sorması için bu eyleme katılmalılar.

Türk devleti, eski ve yeni statükocu sahipleriyle kendini çok akıllı sanıyor. Kürtlere ve insanlığa karşı işlediği büyük suçları ‘PKK çocukları dağa kaçırıyor’ diyerek örtebileceğini, elindeki kanı temizleye bileceğini düşünüyor.  

Açık söylüyoruz. Öyle ‘üç kuruşa beş köfte dönemi’ bitti. Kimseyi kandıramazlar. Dağa gidip-gitmedikleri dahi belli olmayan bazı çocuklar ve onların ailesi üzerinden oynadıkları bu kirli oyun onların elindeki kanı yıkmaya yetmez.

Çünkü çok kan döktüler. Ve halen bütün yapılarıyla Kürtleri öldürmenin dayanılmaz iştahı içindeler. Bu nedenle Kürdistan için soykırım simülasyonları yapıyorlar. Ve Kürtleri tehdit etmeye, onlarla savaş dili ile konuşmaya, Kürtleri aşağılamaya, işledikleri suçları gizlemeye, güçleri el verirse eğer, savaşın kiri ve pasını Kürtlerin üstüne yıkmaya çalışıyorlar.   

Ancak olmuyor. Kan ve kir onların peşini bırakmıyor. Bütün o medya gücüne rağmen, yalan ve kirli propagandaya rağmen kurdukları oyun tıpkı bir Avustralya Sapanı gibi gelip onları vuruyor. Nerede mi? Her yerde.

DÖKTÜKLERİ KAN PEŞLERİNİ BIRAKMIYOR

Örneğin Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ABD gezisi sırasında Harvard Üniversitesi'nde katıldığı bir panelde Dr. Emrah Altındiş insanlığın ortak vicdanını seslendirerek, şöyle bir soru sormuştu:

"Sizin başında olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini, 8 vatandaşını öldürdüğü, 90 insanımıza kafa travması yaşattığı, 9 insanın gözünü yitirdiği, binlerce insanı gaza boğdu için protesto ettik. Fakat Türkiye’de şiddet devam ediyor. Günde 3 kadın öldürülüyor. 4 işçi iş kazalarında katlediliyor. Roboski katliamında sizin başında olduğunuz ordu 34 kişi öldürdü. 17’si çocuktu. Siz Ankara’da yaşıyorsunuz. Kızılay’da Ethem Sarısülük başından kurşunla vuruldu. Katili dışarda. Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz? Geceleri nasıl uyuyorsunuz? Berkin Elvan 14 yaşındaydı. Sizin başbakanınız 14 yaşındaki çocuk için terörist diyor.’’

Gerçekten bu devletin tepesindekiler, başbakan, bakanlar, emniyet müdürleri, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları, özel hareket polisleri, Roboskiye bomba yağdıran pilotlar, kirli ve yalan manşet atanlar, haber yapanlar, daha geçen günlerde Rojava sınırında iki çocuğunu gözleri önünden Saada Darwich adlı Kürt kadınını öldürenler, aynı gün 13 yaşındaki Ali Özdemir adlı Kürt çocuğunu vurarak, iki gözünü kör edenler, bu olaydan birkaç gün sonra Şuâ Hüseyin El Ubeyt adlı Arap kadınını katledenler, daha bugün Mihemmed Reşit adlı 13 yaşındaki Kürt çocuğunu aramızdan alanlar yani Kürtleri, barış ve özgürlük isteyen herkesi öldürmenin dayanılmaz iştahı içinde yanıp tutuşanlar, geceleri nasıl uyuyorsunuz?

B ve C planları varmış! Geçin bunları. İlk önce geceleri nasıl uyuyorsunuz, bunun bir cevabını verin.

Cahit Mervan - Brüksel

Yorum Gönder